<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>günün tarihi</title>
	<atom:link href="http://gununtarihi.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://gununtarihi.wordpress.com</link>
	<description>"those who cannot remember the past are condemned to repeat it..." - george santayana</description>
	<lastBuildDate>Sat, 15 Oct 2011 18:21:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='gununtarihi.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://s2.wp.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>günün tarihi</title>
		<link>http://gununtarihi.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://gununtarihi.wordpress.com/osd.xml" title="günün tarihi" />
	<atom:link rel='hub' href='http://gununtarihi.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Vatan Cephesi</title>
		<link>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/10/11/vatan-cephesi/</link>
		<comments>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/10/11/vatan-cephesi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Oct 2011 21:13:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ekim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://simurgzine.com/?p=9198</guid>
		<description><![CDATA[Derleyen: Orhan Yalçın Gültekin Türkiye’deki Vatan Cephesi, Demokrat Parti (DP) iktidarı döneminin (1950-60) sonlarında, 12 Ekim 1958’de DP genel başkanı ve başbakan Adnan Menderes’in DP Manisa il kongresinde yapmış olduğu konuşmayla uygulamasına girişilen cephenin adıdır. Cephe’nin kuruluşu, Demokrat Parti’deki 1957 çözülme eğilimine ve 27 Ekim 1957’de yapılan milletvekili genel seçimleri sonuçları ile sonrasındaki kimi gelişmelere [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gununtarihi.wordpress.com&amp;blog=5104473&amp;post=9198&amp;subd=gununtarihi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;">Derleyen: <strong>Orhan Yalçın Gültekin</strong></p>
<p style="text-align:justify;"><a href="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/mendereshalk1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-9199" title="mendereshalk1" src="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/mendereshalk1.jpg" alt="" width="345" height="359" /></a>Türkiye’deki Vatan Cephesi, Demokrat Parti (DP) iktidarı döneminin (1950-60) sonlarında, 12 Ekim 1958’de DP genel başkanı ve başbakan Adnan Menderes’in DP Manisa il kongresinde yapmış olduğu konuşmayla uygulamasına girişilen cephenin adıdır.</p>
<p style="text-align:justify;">Cephe’nin kuruluşu, Demokrat Parti’deki 1957 çözülme eğilimine ve 27 Ekim 1957’de yapılan milletvekili genel seçimleri sonuçları ile sonrasındaki kimi gelişmelere DP iktidarının verdiği bir karşılık olacaktı.</p>
<p><span id="more-9198"></span></p>
<p style="text-align:justify;">Demokrat Parti kurucularından Fuad Köprülü’nün 1957’deki istifası, bir çözülme eğilimi doğuracak ve DP yönetimi bunu önleyebilmek için erken seçim kararı alacaktı. Muhalefet partileri Cumhuriyet Halk Partisi, Hürriyet Partisi ve Cumhuriyetçi Millet Partisi, DP iktidarının erken seçim kararı karşısında “Güç Birliği” kararı alacak ama güç birliği çabaları hükümetin 11 Eylül 1957’de o günkü Seçim Kanunu’na yaptığı bir ekle olanaksız duruma gelecekti.</p>
<p style="text-align:justify;">27 Ekim 1957 seçimlerini DP kazanmıştı ama oy oranı yüzde 57.61’den yüzde 47.88’e gerileyecek; CHP’nin oy oranı ise yüzde 35.36’dan yüzde 41.09’a yükselirken 31 olan milletvekili sayısı da 178’e çıkacaktı. Üstelik 12 bin oy daha alabilseydi, çoğunluk sistemi sayesinde bu sayı 299’a varacaktı. Dahası, DP, muhalefetin “Güç Birliği” adımının önünü kesemeseydi, 1957 seçimleri sonucunda iktidardan düşmüş olacaktı. Her ne kadar kimi DP milletvekilleri “DP iktidarı 200 yıl sürecektir” benzeri laflar ediyorlardıysa da seçimin sonucu Adnan Menderes’in sözlerinde ifadesini bulacaktı: “Allah bir daha bana 27 Ekim gecesi gibi bir gece yaşatmasın.”</p>
<p style="text-align:justify;">Muhalefet ise, seçim sonucunu, DP’nin yüzde 47.88 oranında oy almasından yola çıkarak “millet nazarında azınlığa düşmek” olarak yorumlayacak ve hükümeti gayrımeşru gibi göstermeye çalışacaktı.</p>
<p style="text-align:justify;">DP’nin muhalefet partilerinin bu ortak savını etkisiz kılmak için başvurduğu girişimlerden biri Vatan Cephesi’nin oluşturulması olacaktı. Vatan Cephesi’nden ilk kez, 12 Ekim 1958’de DP Manisa il kongresinde Başbakan Adnan Menderes söz etti. Menderes bu konuşmasında ana muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) etkinlikleri sonucunda yaratıldığını öne sürdüğü kin ve husumet cephesine karşı bir Vatan Cephesi kurulmasını isteyecek ve şunları söyleyecekti:</p>
<blockquote>
<p style="text-align:justify;">“Muhalefetteki arkadaşlarımızın vatanperverliğine bugün bir defa daha huzurunuzda müracaat ederek rica ediyorum: Kin ve ihtirası desteklemekte devam etmesinler. Vatana hizmetin hangi istikamette olduğunu düşünerek muhalefetin kötü gidişine paydos desinler. Anarşiye ve nifaka paydos dedikten sonradır ki, hakiki demokrasinin ve hürriyetin güneşi bütün parlaklığı ile ortaya çıkacak, milletimizin terakki ve tealisine giden yolu daha da aydınlatacaktır.”</p>
</blockquote>
<p style="text-align:justify;">Vatan Cephesi örgütü ocaklar kurarak ülke genelinde kısa sürede örgütlenirken, bu ocakların yalnız DP’lilere değil bütün vatandaşlara açık olduğu bildirilecek ve radyodan yapılan yayınlarda her haber saati öncesinde bu cepheye katılan vatandaşların isimleri okunmaya başlanacaktı. Birçok yerde yayınlanan iktidar yanlısı “Vatan Cephesi” gazeteleri aracılığıyla da radyo yayınlarına destek olunacaktı.</p>
<p style="text-align:justify;">Muhalefet partilerinin DP’nin Vatan Cephesi örgütlenmesine karşı girdikleri yol, 1957 seçimleri öncesi kararlaştırdıkları “Güç Birliği”ni farklı bir biçimde gerçekleştirmek olacaktı. 16 Ekim 1958’de Cumhuriyetçi Millet Partisi ile Türkiye Köylü Partisi Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi adı altında birleşecek; 24 Kasım 1958’de ise Hürriyet Partisi Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;ne (CHP) katılacaktı.</p>
<p style="text-align:justify;">Muhalefet partileri, yurttaşların Vatan Cephesi’ne baskı ve temelsiz vaatlerle üye yapıldığını, yayımlanan üye listelerinin çoğunun asılsız olduğunu, birçok kişinin adının kendisinin bile haberi olmadan cepheye katılanlar arasında açıklandığını ve vefat etmiş insanların ya da çocukların da kaydedildiğini öne süreceklerdi.</p>
<p style="text-align:justify;">Süreç içinde DP, çatışma sürecini bir çentik daha yükseltecek, 31 Aralık 1958’de bir hükümet bildirisiyle, iktisadî devlet teşekküllerinde çalışanların da DP’ye üye olabilmesine olanak tanınacaktı.</p>
<p style="text-align:justify;">Ülkede siyasal gerginliği daha da artıran Vatan Cephesi girişimi, DP iktidarının askerî bir müdahaleyle sona erdiği 27 Mayıs 1960’a değin sürecek ve darbenin önemli gerekçelerinden biri olacaktı.</p>
<p style="text-align:justify;">Vatan Cephesi, karşı çıkanlar açısından Demokrat Parti’nin kitle temelini korumak ve muhalefeti etkisizleştirmek amacıyla kurduğu halkı kutuplaşmaya iten bir cepheydi ve bu amaçla iktidar gücü etkin biçimde kullanılmıştı.</p>
<p style="text-align:justify;">Vatan Cephesi yandaşları ise, cepheyi DP iktidarından memnun olanların oluşturduğu bir sivil toplum örgütlenmesi olarak anlatacaklardı.</p>
<h3>Kaynakça</h3>
<ul>
<li>AnaBritannica, Cilt 21 s. 546, Vatan Cephesi</li>
<li><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Vatan_cephesi"></a><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Vatan_cephesi">Vikipedi, özgür ansiklopedi, Vatan Cephesi</a></li>
<li><a href="http://www.taraf.com.tr/ayse-hur/makale-dersimiz-demokrat-parti-donemi.htm">Ayşe Hür: Dersimiz: Demokrat Parti Dönemi</a></li>
</ul>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gununtarihi.wordpress.com/9198/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gununtarihi.wordpress.com/9198/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gununtarihi.wordpress.com/9198/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gununtarihi.wordpress.com/9198/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/gununtarihi.wordpress.com/9198/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/gununtarihi.wordpress.com/9198/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/gununtarihi.wordpress.com/9198/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/gununtarihi.wordpress.com/9198/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gununtarihi.wordpress.com/9198/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gununtarihi.wordpress.com/9198/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gununtarihi.wordpress.com/9198/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gununtarihi.wordpress.com/9198/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gununtarihi.wordpress.com/9198/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gununtarihi.wordpress.com/9198/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gununtarihi.wordpress.com&amp;blog=5104473&amp;post=9198&amp;subd=gununtarihi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/10/11/vatan-cephesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/dc7a6c3528f6f5389f13cf834b66224c?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/mendereshalk1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">mendereshalk1</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>&#8216;You&#8217;ve got to find what you love&#8230;&#8217;</title>
		<link>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/10/06/youve-got-to-find-what-you-love-jobs-says/</link>
		<comments>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/10/06/youve-got-to-find-what-you-love-jobs-says/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Oct 2011 16:45:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ekim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://simurgzine.com/?p=9085</guid>
		<description><![CDATA[This is a prepared text of the Commencement address delivered by Steve Jobs, CEO of Apple Computer and of Pixar Animation Studios, on June 12, 2005. I am honored to be with you today at your commencement from one of the finest universities in the world. I never graduated from college. Truth be told, this [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gununtarihi.wordpress.com&amp;blog=5104473&amp;post=9085&amp;subd=gununtarihi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;"><em><a href="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/SteveJobs1.png"><img class="alignleft size-full wp-image-9086" title="SteveJobs1" src="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/SteveJobs1.png" alt="" width="184" height="130" /></a>This is a prepared text of the Commencement address delivered by Steve Jobs, CEO of Apple Computer and of Pixar Animation Studios, on June 12, 2005.</em></p>
<p style="text-align:justify;">I am honored to be with you today at your commencement from one of the finest universities in the world. I never graduated from college. Truth be told, this is the closest I&#8217;ve ever gotten to a college graduation. Today I want to tell you three stories from my life. That&#8217;s it. No big deal. Just three stories.</p>
<p style="text-align:justify;">The first story is about connecting the dots.</p>
<p style="text-align:justify;">I dropped out of Reed College after the first 6 months, but then stayed around as a drop-in for another 18 months or so before I really quit. So why did I drop out?</p>
<p style="text-align:justify;">It started before I was born. My biological mother was a young, unwed college graduate student, and she decided to put me up for adoption. She felt very strongly that I should be adopted by college graduates, so everything was all set for me to be adopted at birth by a lawyer and his wife. Except that when I popped out they decided at the last minute that they really wanted a girl. So my parents, who were on a waiting list, got a call in the middle of the night asking: &#8220;We have an unexpected baby boy; do you want him?&#8221; They said: &#8220;Of course.&#8221; My biological mother later found out that my mother had never graduated from college and that my father had never graduated from high school. She refused to sign the final adoption papers. She only relented a few months later when my parents promised that I would someday go to college.</p>
<p><span id="more-9085"></span></p>
<p style="text-align:justify;">And 17 years later I did go to college. But I naively chose a college that was almost as expensive as Stanford, and all of my working-class parents&#8217; savings were being spent on my college tuition. After six months, I couldn&#8217;t see the value in it. I had no idea what I wanted to do with my life and no idea how college was going to help me figure it out. And here I was spending all of the money my parents had saved their entire life. So I decided to drop out and trust that it would all work out OK. It was pretty scary at the time, but looking back it was one of the best decisions I ever made. The minute I dropped out I could stop taking the required classes that didn&#8217;t interest me, and begin dropping in on the ones that looked interesting.</p>
<p style="text-align:justify;">It wasn&#8217;t all romantic. I didn&#8217;t have a dorm room, so I slept on the floor in friends&#8217; rooms, I returned coke bottles for the 5¢ deposits to buy food with, and I would walk the 7 miles across town every Sunday night to get one good meal a week at the Hare Krishna temple. I loved it. And much of what I stumbled into by following my curiosity and intuition turned out to be priceless later on. Let me give you one example:</p>
<p style="text-align:justify;">Reed College at that time offered perhaps the best calligraphy instruction in the country. Throughout the campus every poster, every label on every drawer, was beautifully hand calligraphed. Because I had dropped out and didn&#8217;t have to take the normal classes, I decided to take a calligraphy class to learn how to do this. I learned about serif and san serif typefaces, about varying the amount of space between different letter combinations, about what makes great typography great. It was beautiful, historical, artistically subtle in a way that science can&#8217;t capture, and I found it fascinating.</p>
<p style="text-align:justify;">None of this had even a hope of any practical application in my life. But ten years later, when we were designing the first Macintosh computer, it all came back to me. And we designed it all into the Mac. It was the first computer with beautiful typography. If I had never dropped in on that single course in college, the Mac would have never had multiple typefaces or proportionally spaced fonts. And since Windows just copied the Mac, it&#8217;s likely that no personal computer would have them. If I had never dropped out, I would have never dropped in on this calligraphy class, and personal computers might not have the wonderful typography that they do. Of course it was impossible to connect the dots looking forward when I was in college. But it was very, very clear looking backwards ten years later.</p>
<p style="text-align:justify;">Again, you can&#8217;t connect the dots looking forward; you can only connect them looking backwards. So you have to trust that the dots will somehow connect in your future. You have to trust in something — your gut, destiny, life, karma, whatever. This approach has never let me down, and it has made all the difference in my life.</p>
<p style="text-align:justify;">My second story is about love and loss.</p>
<p style="text-align:justify;">I was lucky — I found what I loved to do early in life. Woz and I started Apple in my parents garage when I was 20. We worked hard, and in 10 years Apple had grown from just the two of us in a garage into a $2 billion company with over 4000 employees. We had just released our finest creation — the Macintosh — a year earlier, and I had just turned 30. And then I got fired. How can you get fired from a company you started? Well, as Apple grew we hired someone who I thought was very talented to run the company with me, and for the first year or so things went well. But then our visions of the future began to diverge and eventually we had a falling out. When we did, our Board of Directors sided with him. So at 30 I was out. And very publicly out. What had been the focus of my entire adult life was gone, and it was devastating.</p>
<p style="text-align:justify;">I really didn&#8217;t know what to do for a few months. I felt that I had let the previous generation of entrepreneurs down &#8211; that I had dropped the baton as it was being passed to me. I met with David Packard and Bob Noyce and tried to apologize for screwing up so badly. I was a very public failure, and I even thought about running away from the valley. But something slowly began to dawn on me — I still loved what I did. The turn of events at Apple had not changed that one bit. I had been rejected, but I was still in love. And so I decided to start over.</p>
<p style="text-align:justify;">I didn&#8217;t see it then, but it turned out that getting fired from Apple was the best thing that could have ever happened to me. The heaviness of being successful was replaced by the lightness of being a beginner again, less sure about everything. It freed me to enter one of the most creative periods of my life.</p>
<p style="text-align:justify;">During the next five years, I started a company named NeXT, another company named Pixar, and fell in love with an amazing woman who would become my wife. Pixar went on to create the worlds first computer animated feature film, Toy Story, and is now the most successful animation studio in the world. In a remarkable turn of events, Apple bought NeXT, I returned to Apple, and the technology we developed at NeXT is at the heart of Apple&#8217;s current renaissance. And Laurene and I have a wonderful family together.</p>
<p style="text-align:justify;">I&#8217;m pretty sure none of this would have happened if I hadn&#8217;t been fired from Apple. It was awful tasting medicine, but I guess the patient needed it. Sometimes life hits you in the head with a brick. Don&#8217;t lose faith. I&#8217;m convinced that the only thing that kept me going was that I loved what I did. You&#8217;ve got to find what you love. And that is as true for your work as it is for your lovers. Your work is going to fill a large part of your life, and the only way to be truly satisfied is to do what you believe is great work. And the only way to do great work is to love what you do. If you haven&#8217;t found it yet, keep looking. Don&#8217;t settle. As with all matters of the heart, you&#8217;ll know when you find it. And, like any great relationship, it just gets better and better as the years roll on. So keep looking until you find it. Don&#8217;t settle.</p>
<p style="text-align:justify;">My third story is about death.</p>
<p style="text-align:justify;">When I was 17, I read a quote that went something like: &#8220;If you live each day as if it was your last, someday you&#8217;ll most certainly be right.&#8221; It made an impression on me, and since then, for the past 33 years, I have looked in the mirror every morning and asked myself: &#8220;If today were the last day of my life, would I want to do what I am about to do today?&#8221; And whenever the answer has been &#8220;No&#8221; for too many days in a row, I know I need to change something.</p>
<p style="text-align:justify;">Remembering that I&#8217;ll be dead soon is the most important tool I&#8217;ve ever encountered to help me make the big choices in life. Because almost everything — all external expectations, all pride, all fear of embarrassment or failure &#8211; these things just fall away in the face of death, leaving only what is truly important. Remembering that you are going to die is the best way I know to avoid the trap of thinking you have something to lose. You are already naked. There is no reason not to follow your heart.</p>
<p style="text-align:justify;">About a year ago I was diagnosed with cancer. I had a scan at 7:30 in the morning, and it clearly showed a tumor on my pancreas. I didn&#8217;t even know what a pancreas was. The doctors told me this was almost certainly a type of cancer that is incurable, and that I should expect to live no longer than three to six months. My doctor advised me to go home and get my affairs in order, which is doctor&#8217;s code for prepare to die. It means to try to tell your kids everything you thought you&#8217;d have the next 10 years to tell them in just a few months. It means to make sure everything is buttoned up so that it will be as easy as possible for your family. It means to say your goodbyes.</p>
<p style="text-align:justify;">I lived with that diagnosis all day. Later that evening I had a biopsy, where they stuck an endoscope down my throat, through my stomach and into my intestines, put a needle into my pancreas and got a few cells from the tumor. I was sedated, but my wife, who was there, told me that when they viewed the cells under a microscope the doctors started crying because it turned out to be a very rare form of pancreatic cancer that is curable with surgery. I had the surgery and I&#8217;m fine now.</p>
<p style="text-align:justify;">This was the closest I&#8217;ve been to facing death, and I hope it&#8217;s the closest I get for a few more decades. Having lived through it, I can now say this to you with a bit more certainty than when death was a useful but purely intellectual concept:</p>
<p style="text-align:justify;">No one wants to die. Even people who want to go to heaven don&#8217;t want to die to get there. And yet death is the destination we all share. No one has ever escaped it. And that is as it should be, because Death is very likely the single best invention of Life. It is Life&#8217;s change agent. It clears out the old to make way for the new. Right now the new is you, but someday not too long from now, you will gradually become the old and be cleared away. Sorry to be so dramatic, but it is quite true.</p>
<p style="text-align:justify;">Your time is limited, so don&#8217;t waste it living someone else&#8217;s life. Don&#8217;t be trapped by dogma — which is living with the results of other people&#8217;s thinking. Don&#8217;t let the noise of others&#8217; opinions drown out your own inner voice. And most important, have the courage to follow your heart and intuition. They somehow already know what you truly want to become. Everything else is secondary.</p>
<p style="text-align:justify;">When I was young, there was an amazing publication called The Whole Earth Catalog, which was one of the bibles of my generation. It was created by a fellow named Stewart Brand not far from here in Menlo Park, and he brought it to life with his poetic touch. This was in the late 1960&#8242;s, before personal computers and desktop publishing, so it was all made with typewriters, scissors, and polaroid cameras. It was sort of like Google in paperback form, 35 years before Google came along: it was idealistic, and overflowing with neat tools and great notions.</p>
<p style="text-align:justify;">Stewart and his team put out several issues of The Whole Earth Catalog, and then when it had run its course, they put out a final issue. It was the mid-1970s, and I was your age. On the back cover of their final issue was a photograph of an early morning country road, the kind you might find yourself hitchhiking on if you were so adventurous. Beneath it were the words: &#8220;Stay Hungry. Stay Foolish.&#8221; It was their farewell message as they signed off. Stay Hungry. Stay Foolish. And I have always wished that for myself. And now, as you graduate to begin anew, I wish that for you.</p>
<p style="text-align:justify;">Stay Hungry. Stay Foolish.</p>
<p style="text-align:justify;">Thank you all very much.</p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=w6laXXR2dA4" target="_blank">Video of the Commencement address.</a></p>
<p>Source: <a href="http://news.stanford.edu/news/2005/june15/jobs-061505.html" target="_blank">Stanford University</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gununtarihi.wordpress.com/9085/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gununtarihi.wordpress.com/9085/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gununtarihi.wordpress.com/9085/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gununtarihi.wordpress.com/9085/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/gununtarihi.wordpress.com/9085/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/gununtarihi.wordpress.com/9085/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/gununtarihi.wordpress.com/9085/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/gununtarihi.wordpress.com/9085/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gununtarihi.wordpress.com/9085/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gununtarihi.wordpress.com/9085/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gununtarihi.wordpress.com/9085/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gununtarihi.wordpress.com/9085/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gununtarihi.wordpress.com/9085/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gununtarihi.wordpress.com/9085/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gununtarihi.wordpress.com&amp;blog=5104473&amp;post=9085&amp;subd=gununtarihi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/10/06/youve-got-to-find-what-you-love-jobs-says/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/dc7a6c3528f6f5389f13cf834b66224c?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/SteveJobs1.png" medium="image">
			<media:title type="html">SteveJobs1</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi</title>
		<link>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/10/04/hayvan-haklari-evrensel-bildirgesi/</link>
		<comments>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/10/04/hayvan-haklari-evrensel-bildirgesi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Oct 2011 08:32:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ekim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://simurgzine.com/?p=9037</guid>
		<description><![CDATA[Madde 1- Bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğar ve aynı var olmak hakkına sahiptir. Madde 2- 1. Bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir. 2. Bir tür hayvan olan insan,öbür hayvanları yok edemez, bu hakkı çiğneyerek onları sömüremez, bilgilerini hayvanların hizmetine sunmakla görevlidir. 3. Bütün hayvanların insanlarca gözetilme,bakılma ve korunma hakları vardır. Madde 3- 1. Hiçbir [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gununtarihi.wordpress.com&amp;blog=5104473&amp;post=9037&amp;subd=gununtarihi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;"><a href="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/HayvanHaklari.jpg"><img class="size-medium wp-image-9038 alignleft" title="HayvanHaklari" src="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/HayvanHaklari-210x300.jpg" alt="" width="210" height="300" /></a>Madde 1-<br />
Bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğar ve aynı var olmak hakkına sahiptir.</p>
<p style="text-align:justify;">Madde 2-<br />
1. Bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir.<br />
2. Bir tür hayvan olan insan,öbür hayvanları yok edemez, bu hakkı çiğneyerek onları sömüremez, bilgilerini hayvanların hizmetine sunmakla görevlidir.<br />
3. Bütün hayvanların insanlarca gözetilme,bakılma ve korunma hakları vardır.</p>
<p style="text-align:justify;">Madde 3-<br />
1. Hiçbir hayvana kötü davranılmaz, acımasız ve zalimce işlem yapılamaz.<br />
2. Bir hayvan öldürülmesi zorunlu olursa;bu bir anda,acı çektirmeden ve korkutmadan yapılmalıdır.</p>
<p style="text-align:justify;"><span id="more-9037"></span><br />
Madde 4-<br />
1. Yabani türden olan bütün hayvanlar, kendi özel ve doğal çevrelerinde, karada, havada veya suda yaşama ve üreme hakkına sahiptir.<br />
2. Eğitim amacı ile olsa bile, özgürlükten yoksun kılmanın her çeşidi bu hakka aykırıdır.</p>
<p style="text-align:justify;">Madde 5-<br />
1. Geleneksel olarak insanların çevresinde yaşayan bütün hayvanlar uyumlu biçimde türüne özgü yaşam koşulları ve özgürlük içinde yaşama ve üreme hakkına sahiptir.<br />
2. İnsanların kendi çıkarları için bu uyumda ya da bu koşullarda yapacakları her türlü değişiklik bu haklara aykırıdır.</p>
<p style="text-align:justify;">Madde 6-<br />
1. İnsanların yanlarına aldıkları bütün hayvanlar, doğal ömür uzunluklarına uygun sürece yaşama hakkına sahiptir.<br />
2. Bir hayvanı terk etmek acımasızca ve insanlık dışı bir davranıştır.</p>
<p style="text-align:justify;">Madde 7-<br />
Bütün çalışan hayvanlar iş süresinin yoğunluğunun sınırlandırılması,onarıcı ve güçlerini artırıcı beslenme ve dinlenme hakkına sahiptir.</p>
<p style="text-align:justify;">Madde 8-<br />
Hayvanlarda fiziksel ya da psikolojik bir acı çektiren deneyler yapmak, hayvan haklarına aykırıdır. Tıbbi bilimsel, ticari ve başka biçimlerdeki her türlü deneyler için de böyledir.</p>
<p style="text-align:justify;">Madde 9-<br />
Hayvan beslemek için yetiştirilmişse; bakılmalı, barındırılmalı, taşınmalı, ölümü de korkutmadan ve acı çektirmeden yapılmalıdır.</p>
<p style="text-align:justify;">Madde10-<br />
1. Hayvanlardan insanın eğlencesi olsun diye yararlanılmaz.<br />
2. Hayvanların seyrettirilmesi ve hayvanlardan yararlanılan gösteriler hayvan onuruna aykırıdır.</p>
<p style="text-align:justify;">Madde11-<br />
1. Zorunluluk olmaksızın bir hayvanın öldürülmesi demek olan her davranış,bir &#8220;biocide&#8221; yani yaşama karşı suçtur.</p>
<p style="text-align:justify;">Madde 12-<br />
1. Çok sayıda yabani hayvanın öldürülmesi demek olan her davranış bir &#8220;genocide&#8221; yani türe karşı suçtur.<br />
2. Doğal çevrenin kirletilmesi ve yıkılıp yok edilmesinin sonu &#8220;genocide&#8221;, soykırıma varır.</p>
<p style="text-align:justify;">Madde 13-<br />
1. Hayvanın ölüsüne de saygı göstermek gerekir.<br />
2. Hayvan haklarına saldırıyı göstermek amacı gütseler bile hayvanların öldürüldüğü şiddet sahneleri sinema ve televizyonlarda yasaklanmalıdır.</p>
<p style="text-align:justify;">Madde 14-<br />
1. Hayvanları savunma ve koruma kuruluşları,hükümet düzeyinde temsil olunmalıdır.<br />
2. Hayvan hakları da insan hakları gibi yasa ile korunmalıdır.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gununtarihi.wordpress.com/9037/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gununtarihi.wordpress.com/9037/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gununtarihi.wordpress.com/9037/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gununtarihi.wordpress.com/9037/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/gununtarihi.wordpress.com/9037/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/gununtarihi.wordpress.com/9037/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/gununtarihi.wordpress.com/9037/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/gununtarihi.wordpress.com/9037/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gununtarihi.wordpress.com/9037/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gununtarihi.wordpress.com/9037/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gununtarihi.wordpress.com/9037/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gununtarihi.wordpress.com/9037/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gununtarihi.wordpress.com/9037/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gununtarihi.wordpress.com/9037/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gununtarihi.wordpress.com&amp;blog=5104473&amp;post=9037&amp;subd=gununtarihi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/10/04/hayvan-haklari-evrensel-bildirgesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/dc7a6c3528f6f5389f13cf834b66224c?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/HayvanHaklari-210x300.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">HayvanHaklari</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bir Katliamın Tanıklığı: &#8220;Ölücanlar&#8221; Belgeseli</title>
		<link>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/09/26/bir-katliamin-tanikligi-olucanlar-belgeseli/</link>
		<comments>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/09/26/bir-katliamin-tanikligi-olucanlar-belgeseli/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Sep 2011 21:53:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eylül]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://simurgzine.com/?p=9029</guid>
		<description><![CDATA[Ulucanlar Katliamı &#8211; Murat Özçelik ile Röportaj Ekin Karaca Murat Özçelik Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde sekiz yıl kaldı. Tahliye olduktan sonra Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ne giren Özçelik, birebir tanık olduğu 26 Eylül 1999’da 10 mahkumun ölümüyle sonuçlanan operasyonu anlattığı “Ölücanlar”ı izleyiciyle buluşturdu. Lise öğrencisiyken 17 yaşında Ankara&#8217;da eyleme katılınca gözaltına alınan ve örgüt üyeliği iddiasıyla [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gununtarihi.wordpress.com&amp;blog=5104473&amp;post=9029&amp;subd=gununtarihi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3 style="text-align:justify;"><strong>Ulucanlar Katliamı &#8211; Murat Özçelik ile Röportaj</strong></h3>
<p style="text-align:justify;"><strong>Ekin Karaca</strong></p>
<p style="text-align:justify;"><em><a href="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/ulucanlar.jpg"><img class="size-full wp-image-9027 alignleft" title="ulucanlar" src="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/ulucanlar.jpg" alt="" width="283" height="200" /></a>Murat Özçelik Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde sekiz yıl kaldı. Tahliye olduktan sonra Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ne giren Özçelik, birebir tanık olduğu 26 Eylül 1999’da 10 mahkumun ölümüyle sonuçlanan operasyonu anlattığı “Ölücanlar”ı izleyiciyle buluşturdu.</em></p>
<p style="text-align:justify;">Lise öğrencisiyken 17 yaşında Ankara&#8217;da eyleme katılınca gözaltına alınan ve örgüt üyeliği iddiasıyla tutuklanan Murat Özçelik sekiz yıl kaldığı Ulucanlar anılarını &#8220;Ölücanlar&#8221; belgeselinde anlattı. Özçelik, sinema çevrelerinin siyasi meselelere duyarsızlığından şikayetçi.<br />
<span id="more-9029"></span><br />
<strong>Lise öğrencisiyken Ulucanlar Cezaevi&#8217;ne girmenize neden olan süreci kısaca anlatır mısınız?</strong></p>
<p style="text-align:justify;">1995&#8242;de Ankara&#8217;da lise son sınıfta okurken, 17 yaşımda Türk-İş mitinginden sonra gözaltına alındım ve tutuklandım. Benimle birlikte tutuklanan tüm arkadaşlarım da lise veya üniversite öğrencisiydi. Bize o dönem atfedilen suçlamalar, pankart asmak, slogan atmak, broşür dağıtmak vb. idi. Ama buna rağmen hemen hepimiz ağır cezalar aldık. Toplamda sekiz yıl bu gerekçelerle içerde kaldım.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Ulucanlar Cezaevi&#8217;nde 26 Eylül 1999 tarihinde gerçekleştirilen ve 10 tutsağın ölümüyle sonuçlanan operasyona kadar cezaevi koşullarından bahseder misiniz? Sonrasında operasyon neden düzenlendi?</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Cezaevindeki şartlar oldukça kötüydü. Farklı bahanelerle sürekli bir baskı ortamı  vardı. Koğuşlar kalabalıktı. 30 kişilik koğuşlarda 100 kişi kalıyordu. Kısacası insani anlamda yaşanılacak mekânlar değildi. Bizde uzun süreden beri yeni bir koğuş alabilmek için eylemler yapıyorduk.</p>
<p style="text-align:justify;">Zaten katliam da görünürde bu sürecin bir uzantısı  olarak gerçekleşti. Fakat cezaevindeki yaşam koşulları ile operasyonun kendisini farklı düşünmek gerekir. Bunlar birbirini gerekçeleyen süreçler değildi. Cezaevi koşullarının kötü  oluşu ve buna karşı yapılan eylem katliama giden yolda pratik bir zemin oluşturdu belki ama operasyonun kendisi bu sürecin yarattığı  etkiye bir tepki biçiminde yaşanmadı.</p>
<p style="text-align:justify;">Dolayısıyla doğal, kendiliğinden tırmanan bir sürecin ve çatışmanın sonucu değildi. Sonradan da görüldüğü gibi taleplerimizin içeriğinden bağımsız, planlı  ve profesyonelce tasarlanmış bir sürecin ilk halkası oldu. Daha sonraki halka 19 Aralık 2000&#8242;de diğer cezaevlerinde yaşandı. Daha büyük bir katliamla, amaçlanan F tiplerine geçilmiş oldu.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Operasyonun bizzat başında olduğu iddia edilen ve sonrasında adı Hrant Dink Cinayeti&#8217;nde geçen Yarbay Ali Öz ile ilgili tanıklıklarınız varsa aktarır mısınız?</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Aslında bu sadece devletin muhalif kesime nasıl yaklaştığını gösteren bir ayrıntı. Operasyonu yöneten kişinin Hrant Dink cinayetinde adı  geçiyor olması, bir çeşit kişisel inisiyatife indirgenmemeli. Tersine bu şunu gösteriyor: Ulucanlar ne kadar planlı ise, Hrant Dink cinayeti de o kadar planlı.</p>
<p style="text-align:justify;">Bu katliamların ve cinayetlerin hiçbiri, kişilerin sistem dışı emellerinin bir sonucu olarak yapılmadı.  Yaşadıkça görüyorsunuz, milliyet esası üzerinden &#8216;ideolojikleştirilmiş&#8217; bir sistemde ve toplumda hukuk denilen kavramın ne kadar basit bir şey olduğunu. Devletin kurumları ve güvenlik güçleri bir &#8220;güvenlik&#8221; algısının ötesinde çok derin bir ideolojik ve politik algıyla hareket ediyorlar.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Çıktıktan sonra Ulucanlar&#8217;ın hayatınıza etkisi nasıl oldu? &#8220;Ölücanlar&#8221;ı  çekme kararını nasıl aldınız?</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Ben boyutlarını hiç  bir şekilde anlatmaya gücümün yetmeyeceği bir süreci anlatmaya çalıştım. Katliamdan sonra hapisteyken hep şunu düşündüm; bu katliamın filmi çekilse, gerçek anlamda bu vahşet dışarıdaki kaç kişiye inandırıcı gelebilir. Ya da hangi film, o geceyi ve ertesi gün hamamda yaşananları aynı gerçeklikte anlatmayı başarabilir.</p>
<p style="text-align:justify;">Yıllar sonra filmi çekmeye karar verdiğimde yaşadığım acıya tekrar dokunmaya gücüm yetecek mi diye yüreğimde bir şeyler koptu. Yerin yedi kat altındaki bir kuyudan çıkıyorsunuz ve sanki büyük bir acı ve korkuyla tekrar aynı kuyuya dönmek istiyorsunuz gibi. Operasyon anında bir arkadaşımın  çıplak bedenini ben taşımıştım koğuşun mutfağına.</p>
<p style="text-align:justify;">Tahliye olduktan sonra ben hep o karede takılı kaldım. Herkes gibi yaşayamadım hayatı. Normalleşemedim. Sanki ne yaşarsam yaşayayım hep o karenin etrafında yaşıyorum gibi. Gülüyorum, espri yapıyorum, mutlu olmaya çalışıyorum ama mutluluğu kavrayamıyorum, sanki insana özgü  bir şey değilmiş gibi, utanıyorum.</p>
<p style="text-align:justify;">Garip ama yıllarca gülümsediğim hiç bir resmimi beğenemedim. Yine de bu filmi yapmalıyım diye düşündüm hep. Korkularımı ve acılarımı yenerek değil, korkarak, kendimi acıtarak yapmalıyım diye düşündüm. Okula başladıktan sonra çekmeyi istediğim projelerden biriydi Ölücanlar.</p>
<p style="text-align:justify;">Ama öğrenciliğin kendisi oldukça zor bir süreç olduğu için gecikti biraz. Daha sonraları birçok kez Ankara kalesine çıkıp Ulucanlar Cezaevini seyrettim. Belgesel biraz daha şekillendi kafamda. Ulucanlar cezaevinin tamamen kapandığını ve halka açıldığını duyunca, bende cezaevine gittim. Oraya gelen gruplara, insanlara rehberlik yaptım. Cezaevini gezdirdim ve yaşanan süreçleri anlattım. Kendiliğinden gelişen bir süreç oldu bu. Belgesel çekimleri bu şekilde başlamış oldu.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Peki, siz bahsettiğiniz gerçekliği anlatmayı başarabildiniz mi?</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Ben duygusal olarak yaşanılan her şeyi, her işkenceyi anlatma isteğimle, sinemanın, sanatın her gerçeği matematiksel bir doğrulukla aktarmaktan ibaret olmadığı  fikri arasında uzun süre bocaladım. Çok ince bir dengeyi yakalamam gerektiğini biliyordum.  Filmin yapım süreci boyunca tüm bunları  kendimle sürekli tartıştım.</p>
<p style="text-align:justify;">Filmi bitirip izlediğimde sadece iki şey görmek istiyordum. Bu filmi ben yaptım ve bu filmi ben yapmadım. Filmin duygularımı, duyarlılığımı ve yaşanan gerçekleri tüm çıplaklığıyla yansıtmasını istiyordum ama aynı  ölçüde yaşadığım gerçeklikten ve onu yarattığı öznellikten arınmış bir mesafeyi de yaratmak istiyordum.</p>
<p style="text-align:justify;">Bunu başarmanın ancak takılı kaldığım o kareye bir çeşit yabancılaşmayla mümkün olabileceğini biliyordum.  Elime makası alıp o kareyi ince ince kesmem ve başka bir formda yeninden birleştirmem gerekiyordu.</p>
<p style="text-align:justify;">O kareyi yeniden birleştirebilmenin sayısız formu vardı. Fakat bunların en mükemmeline bile güzel oldu diyemeyecektim. Bu yüzden güzel film yapmışsın dedikleri zaman içim acıyor. Güzel bir film yapmadım. Olmaması, yaşanılmaması gereken bir sürecin filmini yaptım.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Vazgeçtiğiniz anlar ya da yeter dediğiniz anlar oldu mu?</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Vazgeçmek hiç aklıma gelmedi. Ne pahasına olursa olursun bitirmek istiyordum. Ama kendimi kaybettiğimi sandığım süreçler çok oldu. Bugün bile geriye dönüp baktığımda yaşadıklarımı halüsinasyon mu yoksa bir çeşit kendime acıma mı olduğunu çözemiyorum. Özellikle montaj aşaması  çok yıpratıcıydı.</p>
<p style="text-align:justify;">Elimdeki makasla arkadaşlarımın tanınmaz haldeki cesetleriyle uğraştım aylarca. Gözyaşları içinde kurgusuna çalıştım. İki kez 3-4 ayı bulan sürelerde ara verdim.  Ağır ve hiç dinmeyen baş ağrılarından kaynaklı tedavi gördüm.  Daha sonra yalnız yapamayacağımı  anladım. Farklı zamanlarda çalıştığımız üç ayrı  arkadaşla bitirebildik kurgusunu.</p>
<p style="text-align:justify;">Filmin hem yapım aşamasında hem de sonrasında farklı engellemeler ve gizli ve açık bir sansürle karşı karşıya kaldım. Altın Portakal Film Festivali&#8217;nden sonra Ankara Film Festivali de filmi kabul etmedi.  Birileri buralardaki ön jürileri incelesin, ne kadar sanatın içindeler, kaç tane sanatsal film yapmışlar acaba? Bu söylediklerim filmi kabul edilmeyen birinin hezeyanı olarak da düşünülmesin.</p>
<p style="text-align:justify;">Festival ve ön jüriler (jüri demiyorum çünkü film onlara ulaşmadan raflara konuyor) &#8216;ulusalcılık&#8217; kisvesi altında politik önyargıları  doğrultusunda sanat kıyımı yapıyorlar. Politik içerikli bir film yapılacaksa nostaljik bir anımsamanın ötesine geçmesin istiyorlar. Ben bu sınırı aştım sanırım. Katliamı  ve yaşanan işkenceleri tüm çıplaklığıyla vermeye çalıştım.</p>
<p style="text-align:justify;">Evet, filmde çok ağır görüntüler var. Ben belgesel yapıyorum ve bunlar gerçekler. Kendi kafamdan üretmedim bunları. Yine de bu gerçekleri sinemasal forma zarar vererek ya da basit ve ajitatif-propagandif olana sığınarak yapmadım. Çünkü gerçeği anlatmak ve o gerçeğin sinemasını yapmak farklı şeyler.</p>
<p style="text-align:justify;">Ben bahsettiğim gibi ilkinin duygusal etkisine kapılmadan ikinci yolu tercih ettim. Film politik anlamda bir şeyler söyleyecekse, bunu karakterlerin ağzından yapmak istemedim. Filmin toplumsal öyküsü üzerinden bir anlam yaratmak istedim. Ama yine de sansür kültürünün sonuçlarını  yaşıyor. &#8216;Ölücanlar&#8217;ın neden engellendiğini ve engelleyenlerin hangi zihniyete sahip olduğunu sanatla bir parça ilişkili vicdan sahibi herkes izlediğinde anlayacaktır zaten. (EK/EÜ)</p>
<p style="text-align:justify;">Kaynak: <a href="http://bianet.org/bianet/bianet/127941-bir-katliamin-tanikligi-olucanlar-belgeseli">Ankara &#8211; BİA Haber Merkezi, 16 Şubat 2011, Çarşamba</a><br />
___________________________________________________________________________</p>
<p style="text-align:justify;">* Belgeselin fragmanını izlemek için <a href="https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=186593741362465&amp;id=172328599447153">tıklayın</a>.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gununtarihi.wordpress.com/9029/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gununtarihi.wordpress.com/9029/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gununtarihi.wordpress.com/9029/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gununtarihi.wordpress.com/9029/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/gununtarihi.wordpress.com/9029/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/gununtarihi.wordpress.com/9029/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/gununtarihi.wordpress.com/9029/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/gununtarihi.wordpress.com/9029/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gununtarihi.wordpress.com/9029/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gununtarihi.wordpress.com/9029/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gununtarihi.wordpress.com/9029/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gununtarihi.wordpress.com/9029/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gununtarihi.wordpress.com/9029/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gununtarihi.wordpress.com/9029/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gununtarihi.wordpress.com&amp;blog=5104473&amp;post=9029&amp;subd=gununtarihi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/09/26/bir-katliamin-tanikligi-olucanlar-belgeseli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/dc7a6c3528f6f5389f13cf834b66224c?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/ulucanlar.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">ulucanlar</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kenan Evren&#8217;den Seçme Saçmalar</title>
		<link>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/09/11/8945/</link>
		<comments>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/09/11/8945/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Sep 2011 19:08:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eylül]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://simurgzine.com/?p=8945</guid>
		<description><![CDATA[Kenan Evren, nevi şahsına münhasır bir şahsiyetti. Bir dizi özlü sözü (vecize) vardır. Bu özlü sözler bir nevi saçmalık resmi geçidi biçiminde askerî yönetim döneminde Türkiye halkına şırınga edilmiştir. Aşağıdaki seçme saçmalar &#8220;Mustafa Kâmil Zorti&#8221;nin &#8220;Netekim&#8221; adlı kitabından değildir; ayniyle vakidir; Kenan Evren&#8217;in kendi sözleridir. Aman karıştırmayın!.. Karıştırmayın ki bu ülkenin başına gelen &#8220;büyük felâket&#8221;lerden [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gununtarihi.wordpress.com&amp;blog=5104473&amp;post=8945&amp;subd=gununtarihi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;"><a href="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/KenanEvren.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-8946" title="KenanEvren" src="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/KenanEvren-259x300.jpg" alt="" width="259" height="300" /></a>Kenan Evren, nevi şahsına münhasır bir şahsiyetti. Bir dizi özlü sözü (vecize) vardır. Bu özlü sözler bir nevi saçmalık resmi geçidi biçiminde askerî yönetim döneminde Türkiye halkına şırınga edilmiştir.</p>
<p style="text-align:justify;">Aşağıdaki seçme saçmalar &#8220;Mustafa Kâmil Zorti&#8221;nin &#8220;Netekim&#8221; adlı kitabından değildir; ayniyle vakidir; Kenan Evren&#8217;in kendi sözleridir. Aman karıştırmayın!..</p>
<p style="text-align:justify;">Karıştırmayın ki bu ülkenin başına gelen &#8220;büyük felâket&#8221;lerden birinin doğru bir resmi çıkartılabilsin.</p>
<ul>
<li style="text-align:justify;">Asmayalım da besleyelim mi?</li>
<li style="text-align:justify;">Hak edeni asmazsan bunlar virüs gibi çoğalırlar, işte o zaman Atatürk İlke ve İnkilaplarından kopulur.</li>
<li style="text-align:justify;">Adalet yerini bulsun diye bir sağdan bir soldan asıyorduk. Eğer sağdan 2 asmışsak ertesi gün 2 de soldan asıyorduk.</li>
<li style="text-align:justify;">Burunlarının ortasına bir yumruk daha istiyorlar galiba. (1983&#8242;te yaptığı bir konuşmada siyasi yasaklı parti liderlerine ilişkin söylüyor.)</li>
<li style="text-align:justify;">Bunlar tencereyi pisletmişlerdi, biz temizledik. Yeniden tencereyi verelim, yeniden pisletsinler istedikleri bu. (1981&#8242;de yaptığı bir konuşmada siyasi yasaklı parti mensupları için söylüyor.)</li>
<li style="text-align:justify;">Eskiye rağbet olsaydı bit pazarına nur yağardı. (1983&#8242;teki bir konuşmasında siyasi yasaklı partiler için söylüyor.)</li>
<li style="text-align:justify;">Polis&#8217;te dernek olmaz.</li>
<li style="text-align:justify;">Beni Cemal Gürsel gibi felç mi etmek istiyorsunuz?! [Bütün üst görevleri (devlet başkanı, başbakan, MGK Başkanı, Genelkurmay Başkanı) kendisinin üstlenmesini isteyen MGK üyelerine...]</li>
<li style="text-align:justify;">Vatandaş mühürü eline alacak &#8220;Evet&#8221; yerine basacak ya. O mühür demirden yapılmış. Demir&#8217;i ele bas Demirel olsun, onun için el işareti aldılar. (1983&#8242;te Demirel&#8217;in kurdurduğu, veto edilmiş olan Büyük Türkiye Partisi&#8217;nin amblemine ithafen söylüyor.)</li>
<li style="text-align:justify;">Yaşı falan büyütülmedi efendim hiç böyle şey olurmu? (Erdal Eren&#8217;in yaşının büyütülmediğini söylüyor.)</li>
<li style="text-align:justify;">İdamları imzalarken ellerim hiç titremedi.</li>
<li style="text-align:justify;">İsmet İnönü siyaseti okulda mı öğrendi?</li>
<li style="text-align:justify;">Ne demekmiş kadın kolu, gençlik kolu bir de ihtiyar kolu. Böyle şey olur mu? (Siyasi partiler hakkında konuşurken.)</li>
<li style="text-align:justify;">Netekim</li>
<li style="text-align:justify;">Biz telefonları dinlemiyorduk. Santralden geçerken duyuluyordu.</li>
<li style="text-align:justify;">Bugün olsa gene idam hükümlerini imzalardım. (2006 yılında genç bakış programında)</li>
<li style="text-align:justify;">Geri çekilirken öyle bir yumruk yerler ki nereden geldiklerinin farkına varamazlar. (1982 yılında siyasi yasaklara uymayan parti liderleri için söylüyor.)</li>
<li style="text-align:justify;">Yahu bu resmi ben de yaparım! (Picasso&#8217;nun tablosuna bakarken)</li>
<li style="text-align:justify;">Ladys and centilmens. Hahahaha bakın İngilizcemiz de var.</li>
<li style="text-align:justify;">Meclise iki, iki buçuk parti girse yeter. (Halen mevcut olan %10 seçim barajını koyarken)</li>
<li style="text-align:justify;">Mütemadiyen</li>
<li style="text-align:justify;">Yapılması gereken ne varsa hepsini askıya aldık.</li>
<li style="text-align:justify;">Kadınların saçlarının görünmesi günah olacaksa Allah onları saçsız yaratırdı.</li>
<li style="text-align:justify;">Biz gelmeseydik Fatsadakiler gelecekti.</li>
<li style="text-align:justify;">Yargılanırsam intihar ederim.</li>
<li style="text-align:justify;">Sağcı solcu yok bir sağdan bir soldan 2 sağdan 2 soldan&#8230; (Mehmet Ali Birand&#8217;ın 12 Eylül belgeselindeki idam kararları konusundaki yorumu)</li>
<li style="text-align:justify;">Bu harekat Silahlı Kuvvetlerin ve aziz milletimizin tümünün istekleri doğrultusundadır. Bu noktayı özellikle vurgulamak isterim. Bu, tarih kitaplarındaki bir darbe değildir. Bu harekat demokrasiye indirilen darbeyi ortadan kaldırmak için Ordunun ve milletin isteği doğrultusunda yapılmıştır. (17.09.1980 tarihli Milliyet Gazetesi manşeti)</li>
</ul>
<p>Kaynak: <a href="http://tr.wikiquote.org/wiki/Kenan_Evren" target="_blank">Vikisöz</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gununtarihi.wordpress.com/8945/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gununtarihi.wordpress.com/8945/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gununtarihi.wordpress.com/8945/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gununtarihi.wordpress.com/8945/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/gununtarihi.wordpress.com/8945/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/gununtarihi.wordpress.com/8945/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/gununtarihi.wordpress.com/8945/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/gununtarihi.wordpress.com/8945/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gununtarihi.wordpress.com/8945/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gununtarihi.wordpress.com/8945/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gununtarihi.wordpress.com/8945/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gununtarihi.wordpress.com/8945/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gununtarihi.wordpress.com/8945/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gununtarihi.wordpress.com/8945/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gununtarihi.wordpress.com&amp;blog=5104473&amp;post=8945&amp;subd=gununtarihi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/09/11/8945/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/dc7a6c3528f6f5389f13cf834b66224c?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/KenanEvren-259x300.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">KenanEvren</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Mihri Belli yaşama veda etti</title>
		<link>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/08/16/mihri-belli-yasama-veda-etti/</link>
		<comments>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/08/16/mihri-belli-yasama-veda-etti/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Aug 2011 19:19:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ağustos]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://simurgzine.com/?p=8908</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye sosyalist hareketinin öncülerinden Mihri Belli, 95 yaşında vefat etti. Göztepe’deki evinde uzun süredir tedavi görmekte olan Türkiye sosyalist hareketinin en önemli &#8220;eski tüfek&#8221;lerinden Mihri Belli 16 Ağustos 2011 Salı günü saat 15.30&#8242;da solunum yetersizliğinden yaşamını yitirdi. Cenaze Tören Düzenleme Komitesi&#8217;nden yapılan açıklamaya göre, Mihri Belli, 18 Ağustos Perşembe (yarın) günü, ikindi namazının ardından Feriköy [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gununtarihi.wordpress.com&amp;blog=5104473&amp;post=8908&amp;subd=gununtarihi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;"><a href="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/MihriBelli1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8910" title="MihriBelli1" src="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/MihriBelli1.jpg" alt="" width="158" height="202" /></a>Türkiye sosyalist hareketinin öncülerinden Mihri Belli, 95 yaşında vefat etti.</p>
<p style="text-align:justify;">Göztepe’deki evinde uzun süredir tedavi görmekte olan Türkiye sosyalist hareketinin en önemli &#8220;eski tüfek&#8221;lerinden Mihri Belli 16 Ağustos 2011 Salı günü saat 15.30&#8242;da solunum yetersizliğinden yaşamını yitirdi.</p>
<p style="text-align:justify;">Cenaze Tören Düzenleme Komitesi&#8217;nden yapılan açıklamaya göre, Mihri  Belli, 18 Ağustos Perşembe (yarın) günü, ikindi namazının ardından  Feriköy Mezarlığı&#8217;nda &#8220;yoldaşları&#8221; Şefik Hüsnü Dağmer, Reşat Fuat  Baraner ve Şevki Akşit&#8217;in yanlarına defnedilecek. Törene katılmak isteyenler 16.30&#8242;da Şişli Camii&#8217;nde buluşacak.</p>
<p style="text-align:justify;">Mihri Belli, 1968 kuşağı üzerinde derin etkisi olan ve o dönemde sosyalist hareket içindeki ilk ciddî bölünmeye sebep olan &#8220;Türkiye&#8217;deki devrimci adım Sosyalist Devrim mi, Millî Demokratik Devrim mi&#8221; sorusunu ortaya atan ve MDD diye yanıtlayan kişidir.<span id="more-8908"></span></p>
<h2>Düzenleme Komitesi açıklaması şöyle:</h2>
<blockquote>
<p style="text-align:justify;">&#8220;‘Yüreğini Ferah Tut Yoldaş!&#8217;</p>
<p style="text-align:justify;">Türkiye sosyalist hareketinin kurucu liderlerinden, Türkiye Komünist Partisi (TKP) Merkez Komite üyesi, Milli Demokratik Devrim (MDD) hareketinin ve 68 Devrimci Gençlik kuşağının teorisyeni ve önderi, Türkiye Emekçi Partisi (TEP) Genel Başkanı, Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) ve Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) kurucusu, &#8216;Emek, Barış, Demokrasi Bloku&#8217; milletvekili adayı, Sosyalist Parti Onursal Başkanı Mihri Belli’yi kaybettik.</p>
<p style="text-align:justify;">Mihri Belli 70 yılı aşan siyasi hayatı boyunca her zaman ve hiç yılmadan emekçi sınıfların, ezilen halkların, gençlerin, kadınların, mazlumların yanında yer aldı; onların kurtuluş mücadelesinin sıra neferi oldu. Adıyla anılan “Sosyalizm Yolunda Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye” idealinin en samimi savunucusu ve yılmaz savaşçısıydı.</p>
<p style="text-align:justify;">Mihri Belli çizgisini özetleyecek sözcüklerden biri ‘yurtseverlik’se diğeri ‘enternasyonalizm’dir. Hayatı ilk bakışta birbirine zıt görünen bu iki kavramın diyalektik özetiydi. Yunanistan İç Savaşı’nda faşizme karşı demokrasinin saflarında Türkiyeli bir devrimci, ‘Kapetan Kemal’ olarak tabur komutanlığı yaptı, ölümden döndü. Filistin halkının en güvenilir dostlarından biri oldu, Kürt halkının kendi kaderini eline alma mücadelesine destek olmayı sadece komünist enternasyonalizmin değil ‘Türkiye yurtseverliği’nin önkoşulu olarak gördü.</p>
<p style="text-align:justify;">Mihri Belli, ‘gerçekten demokratik bir Türkiye’ için Aleviyle Sünninin, Türkle Kürdün, Lazla Çerkesin bir araya gelmesi, birlikte mücadele etmesi gerektiğini savunuyordu. Uzun siyasal yaşamında onu en çok üzen şey, ‘inisiyatifin düşmana geçmesinin’ bir sonucu olarak değerlendirdiği sosyalist soldaki bölünmüşlüktü.O, genç kuşakların bu bölünmüşlüğü aşacağına güveniyordu.</p>
<p style="text-align:justify;">Değerli yurtseverler, demokratlar, devrimciler, sosyalistler, emekçiler ve ezilenler, 18 Ağustos Perşembe günü, ikindi namazının ardından, yoldaşımız, ‘Kepatan’ımız, abimiz, Mihri Belli’yi sonsuzluğa uğurlamak için 16.30’da Şişli Camii’inde buluşuyoruz. Mihri Belli’yi Feriköy Mezarlığı’nda, yoldaşları Şefik Hüsnü Değmer, Reşat Fuat Baraner ve Şevki Akşit’in yanlarına götürüyoruz.&#8221;</p>
<p style="text-align:justify;"><em>Kaynak: Birgün Gazetesi</em></p>
</blockquote>
<h2 style="text-align:justify;">Mihri Belli</h2>
<p><a href="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/MihriBelli-tepe.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-8909" title="MihriBelli-tepe" src="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/MihriBelli-tepe.jpg" alt="" width="667" height="228" /></a></p>
<p style="text-align:justify;">Mihri Belli, 1916′da Silivri’de dünyaya geldi. Babası Kurtuluş Savaşı yıllarında Trakya Direnişi’ni yönetenlerden Urfalı Mahmut Hayrettin Bey‘dir.</p>
<p style="text-align:justify;">Marksist düşünce ve devrimci eylemle 1936′da iktisat okumaya gittiği Amerika’da tanıştı. Orada gençlik ve işçi hareketlerine katıldı. Bir süre Missisipi’de zenci yarıcılar arasında faaliyet gösterdi.1940′da Türkiye’ye döndü. TKP ile ilişkiye geçti.</p>
<p style="text-align:justify;">Türkiye o yıllarda tek parti (CHP) yönetimi altındaydı. Dünya Savaşının ilk yıllarında Alman zaferlerinin etkisi altında kalan CHP, geleneksel Sovyet dostluğu politikasından ayrılmış sağa kaymış ve kapılarını gerici unsurlara açmıştı. Türkiye’de tek muhalefet partisi yer altındaki Türkiye Komünist Partisi (TKP) idi.</p>
<p style="text-align:justify;">Belli yurda döner dönmez o sıralarda İstanbul il sekreteri olan ilk okul arkadaşı David Nea aracılığı ile illegal Türkiye Komünist Partisi’yle ilişki kurdu. TKP saflarında faaliyet göstermeye başladı. 1942 yılı sonlarında TKP’nin Merkez Komite üyeliğine getirildi.</p>
<p style="text-align:justify;">1943-1944 yıllarında İstanbul üniversitesi İktisat Fakültesi’nde Ordinasıus Profesör Fritz Neumark‘ın asistanlığını yaptı. Orada İleri Gençler Birliği‘nin kurucu ve örgütleyicilerinden biri oldu. 1944′de İlerici Gençler Birliği koğuşturmasında tutuklandı, iki yıl hapis ve sürgün cezasına çarptırıldı.</p>
<p style="text-align:justify;">1946′da yurt dışına çıktı. Yunan içsavaşına gerilla olarak katıldı. Demokratik Ordu saflarında tabur komutanlığına kadar yükseldi. Çatışmalarda iki kez yaralandı. Bulgaristan ve Sovyetler Birliği’nde tedavi gördü.</p>
<p style="text-align:justify;">1950′de Türkiye’ye pasaportsuz girmekten ve tabanca bulundurmaktan tutuklandı ve kısa süre hapis yattı.</p>
<p style="text-align:justify;">Serbest bırakıldıktan sonra ertesi yıl, ünlü 1951 TKP tefkifatında tekrar tutuklandı. Yargılandı ve 7 yıl hapis ve iki yıl dört ay mecburî ikamet cezasına mahkum edildi.</p>
<p style="text-align:justify;">Mihri Belli ilk kez 1960 larda legal olarak, kendi adıyla konuşma ve yazma olanağını elde etti. “Türk Solu“ ve “Aydınlık Sosyalist Dergi“ adlı yayın organlarının yayınlanmasına yardımcı oldu. Bu dönemde de konuşma ve yazılarından dolayı iki kez tutuklandı, aylarca hapis yattı.</p>
<p style="text-align:justify;">Mihri Belli bu dönemde ünlü Milli Demokratik Devrim (MDD) tezlerini geliştirdi. Arkadaşlarıyla birlikte kitlesel bir nitelik kazanmaya baþlayan gençlik hareketinin Deniz Gezmiş, Mahir Çayan gibi liderleriyle ilişkiye geçti. MDD kısa süre içinde gençlik hareketi içinde belirleyici bir etkinlik sağladı ve Türkiye’de, Avrupa ve Amerika’dan farklı olarak, 68 kuşağı gençlik hareketinin devrimci ve Marksist bir nitelik kazanmasında belirleyici rol oynadı.</p>
<blockquote>
<p style="text-align:justify;"><a href="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/MihriBelli-MDD.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8911" title="MihriBelli-MDD" src="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/MihriBelli-MDD.jpg" alt="" width="240" height="320" /></a>“1960’lı yıllarda inisyatif sola geçmişti. Biz ilerliyorduk, karşımızdaki güçler geriliyordu. Oligarşı gidişin kendisi için kötüye gidiş olduğunu anladı. Teröre baş vurdu. Kendi yasalarını çiğneyerek adam öldürtmeye başladı. Maksat bir faşist darbenin koşullarını hazırlamaktı. Ve 12 Mart faşist darbesi ile bu işi becerdi.</p>
<p style="text-align:justify;">1962 yılında SBKP , merkezi Türkiye’de olan TKP’ye yurtdışında toplanan KP konferanslarına katılmak üzere bir Dış Büro kurulmasını önerdi. Büroyu yönetecek kişiyi de kendisi tayin etti. Bu, 1951 tevkifatı tahkikatı sırasındaki tutumları yüzünden MK’dan çıkarılmış bir isimdi. Verilen cevapta büro kurma önerisinin olumlu karşıladığı ama büro yöneticisinin bir kendimiz tayin edeceğimizi söyledik. Sovyet bürokrasisinin bir organı gibi çalışan yutdışından yayın yapan “Bizim Radyo”’nun Türkiye içindeki TKP yönetimine hakaretler yağdırması bundan sonradır.”</p>
</blockquote>
<p style="text-align:justify;">12 Mart 1971 darbesinin ardından yakalanmamak için yurt dışına çıktı. Bir süre Filistin Kurtuluþ örgütü’nün konuğu oldu.. Ardından Türkiye’ye giriş yaptı. Ama birkaç ay sonra tekrar yurtdışına çıkarak Batı Avrupaya geçti. Orada bir süre kalarak “Yurtsever “ dergisinin yayınlanmasına yardımcı oldu. Ecevit’in önderliğindeki CHP’nin en büyük parti olarak çıktığı 1973 seçiminde Türkiye’deydi.</p>
<blockquote>
<p style="text-align:justify;">“Oligarşı 12 Mart darbesini boşuna yapmış değildi. Darbe sonucu yetmişli yıllarda inisyatif sağ güçlere geçmişti. Liderleri öldürülmüş ve Dev-Genç tabanı bölünmüştü. Faşistler hem legal hem de illegal örgütleriyle karşımıza dikilmişti. 12 Martın yarattığı yılgınlık ortamından yararlanan dış TKP kendisine bir taban edinilebilmişti. Anti-sovyetizmi politikasının ana teması yapan Pekinci hareket de öyle.”</p>
</blockquote>
<p style="text-align:justify;">1974 Af Yasasından sonra arkadaşlarıyla birlikte 1975′de Türkiye Emekçi Partisi’ni kurdu. Önceki dönemde, Belli dahil Türkiye’nin sol yazarları, altmışlı yıllarda, Marksist literatürü yasaklayan TCK 142. madde yürürlükte olmasına karşın, kurulu düzeni kuşatan çitleri göğüsleye göğüsleye gerilere itip demokratik hak ve özgürlükler ortamını genişletmişler, bu baskı yasasının artık uygulanamaz hale getirmişlerdi.. Bu yüzden defalarca hapishaneye girmeyi; göze almışlardı. Ama sonunda Türkiye Marksist litratürün en çok pokunduğu ülke durumuna yükselmişti. . Sosyalit literatürün belli başlı yapıtlarının Türkçesi 20 bin olarak basılıyor ve kısa bir zaman sonra ikinci baskı yayınlanıyordu. Sosyalist örgütü yasaklayan 141. madde için de ayni hedefe yönelik bir mücadele yapılamaz mıydı? Belli ve arkadaşları bu düşünceyle TEP’i kurdular. Sonraki gelişmeler aşırı ölçüde iyimser olduklarını gösterdi.</p>
<blockquote>
<p style="text-align:justify;">“Parti kurulur kurulmaz Sıkıyönetim Mahkemesi savcılığı harekete geçti Program ve tüzükte Kürt sözcüğünün kaldılmasını istedi. Biz reddettik. Onun üzerine dava açtılar. Bu, partinin kapatılmasına varacak bir dava idi. Sıkı yönetim mahkemesı parti kapatamazdı.</p>
<p style="text-align:justify;">Ancak Anayasa mahkemesi buna yetkili idi.; Biz Sıkıyönetim mahkemesi savcılığının sorularını yanıtlamayı ve bizden istenen parti evrakını vermeyi reddettik. Bunun üzerine icra ve iflas kanununun bilmem kaçıncı, hapsen tazyik maddesi uyarınca beni altı ay müddetle hapsettiler.Aradan yıllar geçtikten sonra Anayasa Mahkemesi harekete geçti ve Partiyi Kürtlere eşit hakları savunduğu için TEP’i kapattı.” (MB)</p>
</blockquote>
<p style="text-align:justify;">1979′da kendisine suikast giriþiminde bulunuldu. Saldırıda ağır yaralandı.</p>
<p style="text-align:justify;">12 Eylül 1980 darbesinden sonra, 1981 sonlarýna doðru yurt dışına çıktı. Bir süre Ortadoğu’da kaldı. “Faşizme Karşı Birleşik Cephe” nin kuruluşuna katıldı .</p>
<p style="text-align:justify;">Oradan İsveç’e geçti. Tüm bu süreç boyunca Kürt hareketini yakından izledi. 1992′de Türkiye’ye döndü.</p>
<p style="text-align:justify;">1997’de A. Öcalan ile buluşarak Kürt sorunun fedarasyona gidilmeden de üniter devlet çatısı altında eşitlik temeli üzerinde gönüllü birliğin kurulabileceği konusunda; görüş birliğine vardıkları uzun bir görüşme yaptılar. Bu görüşme sonradan kıtap olarak yayınlandı.</p>
<p style="text-align:justify;">1996′da ÖDP, 2002 de de SDP kurucusu oldu. 3 Kasım 2002 genel seçimlerinde Emek Barış Demokrasi Bloku – DEHAP listesinde İstanbul 1. bölgeden aday oldu.</p>
<p style="text-align:justify;">2005te 50 yıl önce yaptığı portreler, “Hapisaneden Çizgiler” adı altında sergilendi.</p>
<p style="text-align:justify;">29 Aralık 2007 tarihinde SDP&#8217;den istifa etti. 2008 Yılında Sosyalist Demokrasi Partisi&#8217;nden (SDP) ayrılanlarla birlikte İşçilerin Sosyalist Partisi&#8217;nin (Sosyalist Parti) kuruluşunda bulundu.</p>
<p style="text-align:justify;">Toplam 11 sene hapis, 18 sene zorunlu sürgün yaşadı.</p>
<p style="text-align:justify;">Kaynak: <a href="http://mihribelli.com/kimdir/" target="_blank">Mihri Belli, 19 Ekim 2006</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gununtarihi.wordpress.com/8908/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gununtarihi.wordpress.com/8908/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gununtarihi.wordpress.com/8908/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gununtarihi.wordpress.com/8908/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/gununtarihi.wordpress.com/8908/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/gununtarihi.wordpress.com/8908/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/gununtarihi.wordpress.com/8908/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/gununtarihi.wordpress.com/8908/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gununtarihi.wordpress.com/8908/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gununtarihi.wordpress.com/8908/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gununtarihi.wordpress.com/8908/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gununtarihi.wordpress.com/8908/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gununtarihi.wordpress.com/8908/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gununtarihi.wordpress.com/8908/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gununtarihi.wordpress.com&amp;blog=5104473&amp;post=8908&amp;subd=gununtarihi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/08/16/mihri-belli-yasama-veda-etti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/dc7a6c3528f6f5389f13cf834b66224c?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/MihriBelli1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">MihriBelli1</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/MihriBelli-tepe.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">MihriBelli-tepe</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/MihriBelli-MDD.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">MihriBelli-MDD</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Karl Liebknecht</title>
		<link>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/08/13/karl-liebknecht/</link>
		<comments>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/08/13/karl-liebknecht/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Aug 2011 09:07:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ağustos]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://simurgzine.com/?p=8858</guid>
		<description><![CDATA[Karl Liebknecht, (13 Ağustos 1871, Leipzig, Saxony, Almanya – 15 Ocak 1919, Berlin, Almanya) Alman sosyalist; Spartaküs Birliği (Almanca: Spartakusbund; İngilizce: Spartacus League) ve Almanya Komünist Partisi&#8217;nin (Almanca: Kommunistische Partei Deutschlands – KPD; İngilizce: Communist Party of Germany) iki kurucusundan biri. (Diğer kurucu Rosa Luxemburg&#8217;dur.) 15 Ocak 1919&#8242;da Rosa Luxemburg, Karl Liebknecht ve Wilhelm Pieck, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gununtarihi.wordpress.com&amp;blog=5104473&amp;post=8858&amp;subd=gununtarihi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;"><a href="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/KarlLiebknecht.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8859" title="KarlLiebknecht" src="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/KarlLiebknecht.jpg" alt="" width="220" height="263" /></a>Karl Liebknecht, (13 Ağustos 1871, Leipzig, Saxony, Almanya – 15 Ocak 1919, Berlin, Almanya) Alman sosyalist; Spartaküs Birliği (Almanca: Spartakusbund; İngilizce: Spartacus League) ve Almanya Komünist Partisi&#8217;nin (Almanca: Kommunistische Partei Deutschlands – KPD; İngilizce: Communist Party of Germany) iki kurucusundan biri. (Diğer kurucu Rosa Luxemburg&#8217;dur.)</p>
<p style="text-align:justify;">15 Ocak 1919&#8242;da Rosa Luxemburg, Karl Liebknecht ve Wilhelm Pieck, sağ kanat paramiliter örgüt Freikorps (İngilizce: Free Corps; Türkçe: Gönüllüler Kıtası) tarafından tutuklandılar, Pieck kaçmayı başarırken Luxemburg ile Liebknecht yedikleri darbelerle bilinçlerini kaybettiler. Aynı gün, Luxemburg ölene kadar dövülmüş ve ölü vücudu nehre atılmış, Liebknecht de başından yediği kurşunlarla öldürülmüştü</p>
<blockquote>
<p style="text-align:justify;">&#8220;Sıkı durun. kaçmadık. yenilmedik&#8230; Çünkü Spartaküs ateş ve ruh demektir, yürek ve can demektir, proleter devriminin iradesi ve eylemi demektir. Çünkü Spartaküs zafer özlemini, sınıf-bilinçli proletaryanın mücadele azmini temsil etmektedir&#8230; Bunlar elde edildiği zaman, biz ister yaşayalım, ister yaşamayalım, programımız yaşayacaktır ve kurtulan halkların dünyasına egemen olacaktır. Herşeye rağmen!&#8221;</p>
<p style="text-align:justify;">[Karl Liebknecht'in 15 Ocak 1919 tarihli ve öldürüldüğü gün Rote Fahne'de (İngilizce: The Red Flag; Türkçe: Kızıl Bayrak) yayınlanan son yazısından.]</p>
</blockquote>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gununtarihi.wordpress.com/8858/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gununtarihi.wordpress.com/8858/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gununtarihi.wordpress.com/8858/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gununtarihi.wordpress.com/8858/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/gununtarihi.wordpress.com/8858/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/gununtarihi.wordpress.com/8858/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/gununtarihi.wordpress.com/8858/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/gununtarihi.wordpress.com/8858/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gununtarihi.wordpress.com/8858/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gununtarihi.wordpress.com/8858/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gununtarihi.wordpress.com/8858/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gununtarihi.wordpress.com/8858/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gununtarihi.wordpress.com/8858/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gununtarihi.wordpress.com/8858/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gununtarihi.wordpress.com&amp;blog=5104473&amp;post=8858&amp;subd=gununtarihi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/08/13/karl-liebknecht/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/dc7a6c3528f6f5389f13cf834b66224c?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/KarlLiebknecht.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">KarlLiebknecht</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Mare Nostrum</title>
		<link>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/08/11/mare-nostrum/</link>
		<comments>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/08/11/mare-nostrum/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Aug 2011 21:09:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ağustos]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://simurgzine.com/?p=8854</guid>
		<description><![CDATA[Can Yücel En uzun koşuysa elbet Türkiye&#8217;de de Devrim O, onun en güzel yüz metresini koştu En sekmez luverin namlusundan fırlayarak&#8230; En hızlısıydı hepimizin, En önce göğüsledi ipi&#8230; Acıyorsam sana anam avradım olsun Ama aşk olsun sana çocuk, Aşk olsun<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gununtarihi.wordpress.com&amp;blog=5104473&amp;post=8854&amp;subd=gununtarihi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Can Yücel</strong></p>
<p><a href="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/canyucel.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8855" title="canyucel" src="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/canyucel.jpg" alt="" width="140" height="161" /></a>En uzun koşuysa elbet<br />
Türkiye&#8217;de de Devrim<br />
O, onun en güzel yüz metresini koştu<br />
En sekmez luverin namlusundan fırlayarak&#8230;<br />
En hızlısıydı hepimizin,<br />
En önce göğüsledi ipi&#8230;<br />
Acıyorsam sana anam avradım olsun<br />
Ama aşk olsun sana çocuk, Aşk olsun</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gununtarihi.wordpress.com/8854/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gununtarihi.wordpress.com/8854/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gununtarihi.wordpress.com/8854/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gununtarihi.wordpress.com/8854/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/gununtarihi.wordpress.com/8854/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/gununtarihi.wordpress.com/8854/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/gununtarihi.wordpress.com/8854/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/gununtarihi.wordpress.com/8854/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gununtarihi.wordpress.com/8854/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gununtarihi.wordpress.com/8854/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gununtarihi.wordpress.com/8854/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gununtarihi.wordpress.com/8854/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gununtarihi.wordpress.com/8854/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gununtarihi.wordpress.com/8854/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gununtarihi.wordpress.com&amp;blog=5104473&amp;post=8854&amp;subd=gununtarihi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/08/11/mare-nostrum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/dc7a6c3528f6f5389f13cf834b66224c?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/canyucel.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">canyucel</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Friedrich Engels</title>
		<link>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/08/04/friedrich-engels/</link>
		<comments>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/08/04/friedrich-engels/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Aug 2011 22:19:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ağustos]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://simurgzine.com/?p=8837</guid>
		<description><![CDATA[Vladimir İliç Lenin Nasıl bir zekâ meşalesi söndü Nasıl bir yürek durdu! [1*] 5 Ağustos (eski sistemde 24 Haziran) 1895&#8242;te Friedrich Engels, Londra&#8217;da öldü. Dostu (1883&#8242;te ölen) Karl Marks&#8217;tan sonra, Engels, bütün uygar dünyanın modern proletaryasının en yetkin bilim adamı ve öğretmeniydi. Kaderin Karl Marks ve Friedrich Engels&#8217;i biraraya getirdiği andan bu yana, iki arkadaş [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gununtarihi.wordpress.com&amp;blog=5104473&amp;post=8837&amp;subd=gununtarihi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;"><strong>Vladimir İliç Lenin</strong></p>
<p style="text-align:justify;"><em>Nasıl bir zekâ meşalesi söndü</em><br />
<em> Nasıl bir yürek durdu! [1*]</em></p>
<p style="text-align:justify;"><a href="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/Lenin.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8838" title="Lenin" src="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/Lenin.jpg" alt="" width="185" height="130" /></a>5 Ağustos (eski sistemde 24 Haziran) 1895&#8242;te Friedrich Engels, Londra&#8217;da öldü. Dostu (1883&#8242;te ölen) Karl Marks&#8217;tan sonra, Engels, bütün uygar dünyanın modern proletaryasının en yetkin bilim adamı ve öğretmeniydi. Kaderin Karl Marks ve Friedrich Engels&#8217;i biraraya getirdiği andan bu yana, iki arkadaş yaşamları boyunca çalışmalarını ortak bir davaya adadılar. Ve bu yüzden Friedrich Engels&#8217;in proletarya uğruna neler yapmış olduğunu anlamak için, çağdaş işçi sınıfı hareketinin gelişiminde Marks&#8217;ın ögretisi ve çalışmasının önemi konusunda açık bir fikre sahip olmak gerekir. Marks ve Engels, işçi sınıfı ve onun istemlerinin, burjuvazi ile birlikte kaçınılmaz olarak proletaryayı yaratan ve örgütleyen mevcut iktisadi sistemin zorunlu bir sonucu olduğunu ilk gösterenlerdir. Onlar, insanlığı, onu halen ezmekte olan kötülüklerden kurtaracak olanın, yüce duygulu bireylerin iyi niyetli girişimleri değil de, örgütlenmiş proletaryanın sınıf savaşımı olduğunu gösterdiler. Marks ve Engels, bilimsel çalışmalarıyla, sosyalizmin, hayalcilerin bir buluşu olmadığının, ama modern toplumdaki üretici güçlerin gelişmesinin nihai amacı ve zorunlu bir sonucu olduğunun ilk açıklamasını yapanlardır. Günümüze kadar olan kayıtlı tarih, sınıf savaşımlarının belirli toplumsal sınıfların ötekiler üzerindeki birbirini izleyen egemenlik ve zaferlerinin tarihi olmuştur. Ve, sınıf savaşımı ve sınıf egemenliğinin temelleri —özel mülkiyet ve anarşik toplumsal üretim— kayboluncaya dek bu sürecektir. Proletaryanın çıkarı, bu temellerin yıkılmasını gerektirir ve bu nedenle, örgütlenmiş işçilerin bilinçli sınıf savaşımı bunlara karşı yöneltilmelidir. Ve her sınıf savaşımı, politik bir savaşımdır.</p>
<p><span id="more-8837"></span></p>
<p style="text-align:justify;">Marks ve Engels&#8217;in bu görüşleri, şimdi kurtuluşları için kavga veren bütün proleterler tarafından benimsenmiştir. Ama kırklarda, iki arkadaş zamanlarının sosyalist yazınına ve toplumsal hareketlerine katıldıklarında, tamamen yeniydiler. Siyasal özgürlük savaşımına kralların, polis ve din adamlarının despotizmine karşı savaşıma katılan, yetenekli ve yeteneksiz, dürüst ve dürüst olmayan birçok kimse vardı, bunlar, burjuvazinin çıkarları ile proletaryanın çıkarları arasında uzlaşmaz karşıtlık olduğunu gözlemleyemiyorlardı. Bu kimseler, işçilerin bağımsız bir toplumsal güç olarak hareket etmeleri düşüncelerini kabul edemiyorlardı. Öte yandan, yalnızca yöneticileri ve egemen sınıfları çağdaş toplumsal düzenin adaletsizliklerine inandırmanın yeterli olacağına ve o zaman yeryüzünde barışın ve evrensel gönencin kolayca kurulacağına inanan, kimi de deha sahibi, birçok hayalci vardı. Savaşımsız bir sosyalizmin düşünü görüyorlardı. Ensonu, o zamanın sosyalistlerinin hemen hepsi ve genel olarak işçi sınıfının dostları, ancak, sanayiin gelişmesi ölçüsünde büyüdüğünü korkuyla izledikleri proletaryayı bir çıban olarak görüyorlardı. Bu yüzden de, tümü, sanayinin ve proletaryanın gelişmesini durduracak, &#8220;tarih tekerleğini&#8221; durduracak araçlar arıyorlardı. Marks ve Engels, proletaryanın gelişmesi konusundaki genel korkuyu paylaşmıyorlardı; tam tersine, bütün umutlarını proletaryanın sürekli büyümesine bağlıyorlardı. Proleterler ne denli çoğalırsa, devrimci sınıf olarak güçleri o denli büyük, sosyalizm o kadar yakın ve o kadar olanaklı olacaktır. Marks ve Engels&#8217;in işçi sınıfına yapmış oldukları hizmetler, birkaç sözcük içinde şöyle ifade edilebilir: onlar, işçi sınıfına kendini bilmeyi, kendi bilincine ulaşmayı öğrettiler, ve boş hayallerin yerine bilimi koydular.</p>
<p style="text-align:justify;">İşte bunun içindir ki, Engels&#8217;in adı ve yaşamı her işçi tarafından bilinmelidir. İşte bunun içindir ki, bütün yayınlarımızda olduğu gibi, Rus işçi sınıfının bilincini uyandırmayı amaçlayan bu makaleler derlemesinde de, modern proletaryanın iki büyük öğretmeninden biri olan Friedrich Engels&#8217;in yaşamını ve çalışmasını özetlemek zorundayız.</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/Engels.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8839" title="Engels" src="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/Engels.jpg" alt="" width="220" height="309" /></a>Engels, 1820 yılında, Prusya krallığının Ren eyaletindeki Barmen&#8217;de doğdu. Babası bir imalâtçıydı. 1838&#8242;de Engels, aile koşullarının zorlamasıyla, lise öğrenimini yarıda bırakarak, Bremen&#8217;deki bir ticarethaneye kâtip olarak girmek zorunda kaldı. Ticari işler, Engels&#8217;in, siyasal ve bilimsel eğitimini sürdürmesini engellemedi. Daha lisedeyken otokrasi ve bürokratların zorbalığına karşı kin beslemeye başlamıştı. Felsefe çalışmaları onu daha da ileri götürdü. Bu sırada Hegel&#8217;in öğretisi, Alman felsefesine egemendi. Engels, onun izleyicisi oldu. Her ne kadar Hegel&#8217;in kendisi Berlin Üniversitesinde bir profesör olarak hizmetinde bulunduğu mutlakiyetçi Prusya devletinin bir hayranı idiyse de, Hegel&#8217;in öğretisi devrimciydi. Hegel&#8217;in insan aklına ve onun doğruluğuna olan inancı, ve Hegel felsefesinin evrenin sürekli değişen ve gelişen bir süreç içinde olduğu yolundaki felsefesinin temel tezi, Berlinli filozofun bazı izleyicilerini —mevcut durumu kabul etmeyi reddedenleri— bu duruma karşı savaşımının da mevcut yanlışa ve hüküm süren kötülüklere karşı savaşımının da evrensel öncesiz ve sonrasız gelişmenin yasası içinde kök saldığı düşüncesine götürdü. Eğer her şey gelişiyor, eğer kimi kurumların yerini başkaları alıyorsa, neden Prusya kralının mutlakiyeti ya da Rus çarının mutlakiyeti, geniş bir çoğunluğun zararına küçük bir azınlığın zenginleşmesi, ya da burjuvazinin halk üzerine egemenliği sonsuzluğa dek devam etsindi? Hegel&#8217;in felsefesi aklın ve düşüncelerin gelişmesinden sözediyordu; idealistti. Aklın gelişmesinden doğanın, insanın, ve insan ilişkilerinin, toplumsal ilişkilerin gelişmesi çıkarılıyordu. Marks ve Engels, Hegel&#8217;in öncesiz ve sonrasız gelişme süreci düşüncesini alıkoyarlarken [2*] önyargıyla kabul edilen idealist görüşü reddettiler, yaşama bakarken gördüler ki doğanın gelişmesini, açıklayan şey zihnin gelişmesi değildir, tersine, zihnin açıklanması, doğadan, maddeden çıkarılmalıdır&#8230; Hegel ve öteki hegelcilerden farklı olarak Marks ve Engels, materalisttiler. Dünyaya ve insanlığa materyalist açıdan bakarak, tıpkı bütün doğal olayların temelinde maddi nedenler olduğu gibi aynı biçimde insan toplumunun gelişmesinin de maddi güçlerin, üretici güçlerin gelişmesiyle koşullandırıldığını gördüler. Gereksinimlerinin giderilmesi için gerekli olan şeylerin üretiminde insanların birbiriyle olan ilişkileri, üretici güçlerin gelişme düzeyine bağlıdır. Ve toplumsal yaşamın bütün görüngülerini, insanın özlemlerini, fikirlerini ve yasalarını açıklayan da bu ilişkilerdir. Üretici güçlerin gelişmesi, özel mülkiyet temeline dayanan toplumsal ilişkileri yaratmaktadır, ama şimdi görüyoruz ki, üretici güçlerin bu aynı gelişmesi, çoğunluğu mülkiyetten yoksun bırakıyor ve onu küçük bir azınlığın elinde biriktiriyor. Modern toplumsal düzenin temeli olan mülkiyeti ortadan kaldırıyor, bizzat o, sosyalistlerin önlerine koydukları hedefin ta kendisine doğru çabalıyor. Sosyalistlerin yapması gereken tek şey, modern toplumdaki durumuna bağlı olarak, hangi toplumsal gücün sosyalizmin gerçekleştirilmesinde çıkarı olduğunu kavramak ve bu güce çıkarlarının ve tarihsel görevinin bilincini vermektir. Bu güç, proletaryadır. Engels, proletaryayı, İngiltere&#8217;de, babasının ortağı bulunduğu ticarethanede çalışmak için 1842 yılında geldiği, İngiliz sanayiinin merkezi olan Manchester&#8217;de tanıdı. Engels, burda, fabrikanın bürosunda oturmakla yetinmedi, işçilerin başlarını soktukları sefil mahalleleri gezdi, onların yoksulluk ve sefaletini kendi gözleriyle gördü. Ama kendini kişisel gözlemleriyle sınırlamakla da kalmadı. İngiliz işçi sınıfının durumu hakkında kendinden önce yazılanların tümünü okudu, ele geçirebildiği bütün resmi belgeleri büyük bir dikkatle inceledi. Bu çalışma ve gözlemlerin ürünü, 1845&#8242;te yayınlanan bir kitap oldu: İngiltere&#8217;de Emekçi Sınıfın Durumu. Engels&#8217;in İngiltere&#8217;de Emekçi Sınıfın Durumu&#8217;nu yazmakla, yaptığı hizmetin büyüklüğünü yukarda belirtmiştik. Engels&#8217;ten önce de, birçok kimse, proletaryanın acılarını yazmış ve ona yardımın gerekli olduğunu belirtmiştir. Proletaryanın yalnızca acı çeken bir sınıf olmadığını; aslında proletaryayı dayanılmaz bir biçimde ileri iten ve sonal kurtuluşu için savaşmaya zorlayan şeyin içinde bulunduğu utanç verici ekonomik durum olduğunu söyleyen ilk kişi Engels&#8217;tir. Ve savaşan proletarya kendine yardım edecektir. İşçi sınıfının politik hareketi, kaçınılmaz olarak, işçileri tek kurtuluşlarının sosyalizmde olduğunu kavramaya götürecektir. Öte yandan sosyalizm, ancak, işçi sınıfının siyasal savaşımının amacı olduğu zaman, bir güç olacaktır. Engels&#8217;in, İngiltere&#8217;de işçi sınıfının durumu üzerine yazmış olduğu kitabının temel fikirleri, şimdi düşünen ve savaşım veren proletaryanın tümü tarafından benimsenen, ama o zaman, tümüyle yeni olan fikirlerdir. Bu fikirler, İngiliz proletaryasının sefaletinin gerçeğe en yakın ve en çarpıcı görüntüleriyle dolu ve çekici bir üslupla yazılmış bir kitaba yerleştirilmişlerdi. Kitap, kapitalizmin ve bujuvazinin müthiş bir suçlamasıydı ve derin bir etki yarattı. Engels&#8217;in kitabı, modern proletaryanın durumunu en iyi biçimde sergileyen bir belge olarak, her yerde anılmaya başlandi. Ve, gerçekten de, ne 1845&#8242;ten önce, ne de daha sonra, işçi sınıfının sefaletinin öylesine çarpıcı ve öylesine gerçek bir betimlemesi çıkmıştır.</p>
<p style="text-align:justify;">Engels&#8217;in sosyalist oluşu, İngiltere&#8217;ye gelmesinden sonradır. Manchester&#8217;de o zamanın İngiliz işçi hareketinde etkin olan kişileriyle ilişki kurdu ve İngiliz sosyalist yayınları için yazmaya başladı. 1844&#8242;te Almanya&#8217;ya dönerken, Paris&#8217;te, daha önceden mektuplaştığı Marks ile tanıştı. Paris&#8217;te, Fransız sosyalistleri ve Fransız yaşamının etkisiyle Marks da sosyalist olmuştu. Burada, iki dost, Kutsal Aile, ya da Eleştirel Eleştirinin Eleştirisi adı altında ortaklaşa bir kitap yazdılar. İngiltere&#8217;de Emekçi Sınıfın Durumu&#8217;ndan bir yıl önce yayınlanan ve büyük bölümü Marks tarafından yazılan bu kitap, temel düşüncelerini yukarıda anlatmış olduğumuz, devrimci materyalist sosyalizmin temellerini içermektedir. &#8220;Kutsal Aile&#8221;, filozof olan Bauer kardeşler ve onların izleyicilerine verilen mizahi addır. Bu beyler, bütün gerçeklerin üstünde, partiler ve siyasetin üstünde duran, bütün pratik eylemleri reddeden ve yalnızca çevredeki dünyayı ve orada meydana gelen olayları &#8220;eleştirel&#8221; bir biçimde seyreden bir eleştiri öğütlüyorlardı. Bu beyler, Bauer&#8217;ler, proletaryayı eleştirel olmayan bir kitle olarak horgörüyorlardı. Marks ve Engels, bu saçma ve zararlı eğilime şiddetle karşı çıktılar. Gerçek, insan bir kişi —egemen sınıflar ve devlet tarafından horlanan işçi— adına, kenardan seyreden bir tutum değil de, daha iyi bir toplum düzeni uğruna savaşım istiyorladı. Onlar, kuşku yok ki, proletaryayı, bu savaşımı yürütebilecek olan ve bundan yararlanacak olan güç olarak görüyorlardı. Daha Kutsal Aile&#8217;den önce, Engels, Marks ve Ruge&#8217;un Deutshe-Französische Jahrbücher&#8217;inde, [3*] özel mülkiyet kuralının zorunlu sonuçları olarak değerlendirdiği, çağdaş iktisadi düzenin başlıca görüngülerini, sosyalist bir açıdan incelediği &#8220;Bir Ekonomi Politik Eleştirisi Denemesi&#8221;ni yayınladı. Marks&#8217;ın, ekonomi politik bilimini, çalışmalarının gerçek bir devrim yarattığı bu bilimi, incelemeye karar vermesinde, Engels&#8217;le temasının bir etken olduğunda kuşku yoktur.</p>
<p style="text-align:justify;">1845&#8242;ten 1847&#8242;ye kadar Engels, Brüksel ve Paris&#8217;te bilimsel incelemeler ile Brüksel ve Paris&#8217;teki Alman işçileri arasındaki pratik çalışmaları birleştirerek, yaşadı. Burda, Marks ve Engels, gizli Alman Komünist Birliği ile ilişkiler kurdular, birlik, onları, kendi kurmuş oldukları sosyalizmin temel ilkelerinin açıklanması ile görevlendirdi. Marks ve Engels&#8217;in ünlü Komünist Partisi Manifestosu böyle doğdu, 1848&#8242;de yayınlandı. Bu küçük kitapçık ciltler değerindedir: bugüne kadar onun ruhu uygar dünyanın örgütlenmiş ve mücadele vermekte olan tüm proletaryasına güç vermiştir ve ona yol göstermiştir.</p>
<p style="text-align:justify;">Önce Fransa&#8217;da patlayan ve sonra da öteki Batı Avrupa ülkelerine yayılan 1848 Devrimi, Marks ve Engels&#8217;i gerisingeri, doğdukları ülkeye götürdü. Burada, Renan Prusyası&#8217;nda, Köln&#8217;de yayınlanan demokratik Neue Rheinische Zeitung&#8217;un yönetimini aldılar. İki arkadaş Renan Prusyası&#8217;ndaki bütün devrimci-demokratik amacın candamarı oldular. Gerici güçlere karşı, halkın özgürlüğünü ve çıkarlarını savunmada sonuna kadar mücadele ettiler. Bildiğimiz gibi, gericiler üstün geldiler. Neue Rheinische Zeitung yasaklandı. Sürgün olduğu sırada Prusya yurttaşlık hakkını yitirmiş olan Marks, sınırdışı edildi; Engels silahlı halk ayaklanmasında yerini aldı, üç muharebede, özgürlük için dövüştü ve isyancıların yenilgisinden sonra, İsviçre yoluyla Londra&#8217;ya kaçtı.</p>
<p style="text-align:justify;">Marks da Londra&#8217;ya yerleşti. Engels, kırklarda çalışmış olduğu Manchester ticari firmasında, kısa zaman sonra yeniden kâtip oldu, daha sonra da, oraya ortak oldu. 1870&#8242;e kadar, Marks Londra&#8217;da, o da Manchester&#8217;de yaşadı, ama bu, onların en canlı bir fikir alışverişini sürdürmelerini engellemedi: aşağıyukarı her gün mektuplaştılar. Bu mektuplaşmalarda, iki arkadaş, karşılıklı görüşlerini ve buluşlarını birbirlerine ilettiler ve bilimsel sosyalizmin hazırlanmasında işbirliğini sürdürdüler. 1870&#8242;te Engels, Londra&#8217;ya geçti ve en etkin nitelikteki ortak entelektüel yaşantıları, 1883&#8242;te Marks&#8217;in ölümüne kadar sürdü. Bu çalışmaların meyvesi, Marks yönünden, çağımızın ekonomi politiğinin en büyük yapıtı olan Kapital, Engels yönünden de irili ufaklı bir dizi yapıt oldu. Marks, kapitalist iktisadın karmaşık olgularının tahlili üzerinde çalıştı. Engels, yalın bir dille yazılmış, çoğu polemik niteliğinde, tarihin materyalist anlayışı ve Marks&#8217;ın iktisadi teorisinin ışığında, daha genel bilimsel sorunları ve geçmişin, ve bugünün değişik olgularını kapsayan yapıtlar yazdı. Engels&#8217;in yapıtları arasında şunları sayabiliriz: Dühring&#8217;e karşı (felsefe, doğa bilimleri ve toplumsal bilimlerin çok önemli sorunlarını tahlil ettiği) polemik yapıt. [4*] Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni[5*] (Rusçaya çevrilmiş ve 3. basım St. Petersburg&#8217;da 1895&#8242;te yayınlanmıştır), Ludwig Feuerbach [6*] (Rusça çevirisi ve notları G. Plehanov tarafından yapılmıştır, Cenevre 1892), Rus hükümetinin dış politikası üzerine bir makale (Rusçaya çevrilmiş ve Cenevre&#8217;de Sotsial Demokrat, n° 1 ve 2&#8242;de yayınlanmıştır), konut sorunu üzerine parlak makaleler [7*] , ve ensonu, Rusya&#8217;nın ekonomik gelişimi konusunda, iki küçük ama çok değerli makale (Rusya Konusunda Friedrich Engels [8*] , Zasuliç tarafından 1894&#8242;te Cenevre&#8217;de Rusçaya çevrilmiştir). Marks, sermaye üzerine yapmış olduğu engin çalışmasının son düzeltmelerini yapmadan öldü. Ne var ki, müsveddeler tamamlanmıştı, arkadaşının ölümünden sonra, Engels, Kapital&#8217;in ikinci ve üçüncü ciltlerinin hazırlanması ve yayınlanması gibi ağır bir görevi yüklendi. İkinci Cildi 1885&#8242;te, Üçüncü Cildi de 1894&#8242;te yayınladı (ölümü dördüncü cildin hazırlanmasını önledi). Bu iki cilt son derece büyük bir emek gerektirmişti. Avusturyalı sosyal-demokrat Adler, haklı olarak, Kapital&#8217;in ikinci ve üçüncü cildini yayınlamakla Engels&#8217;in, dostu olan bir dehaya yüce bir anıt, farkında olmadan, üzerine silinmez bir biçimde kendi adını kazdığı bir anıt diktiğini belirtmiştir. Gerçekten de Kapital&#8217;in bu iki cildi, iki insanın yapıtıdır: Marks ve Engels&#8217;in. Eski hikayeler, dostluğun çeşitli dokunaklı örnekleriyle doludur. Avrupa proletaryası diyebilir ki, onun bilimi, aralarında, insan dostluğu konusunda en dokunaklı eski hikayelerin de ötesine geçen bir ilişki bulunan iki bilim adamı ve savaşı tarafından yaratılmıştır. Engels, her zaman —ve, genel olarak, çok haklı olarak— kendisini Marks&#8217;tan sonraya koymuştur. Eski bir arkadaşına &#8220;Marks yaşamdayken, ben ikinci keman oldum&#8221; [9*] diye yazmaktadır. Yaşayan Marks&#8217;a olan sevgisi ve ölen Marks&#8217;ın anısına saygısı sınırsızdı. Bu boyun eğme savaşı ve bu sert düşünür, derin bir sevgi ile dolu bir ruh taşıyordu.</p>
<p style="text-align:justify;">1848-49 hareketinden sonra, Marks ve Engels sürgünde kendilerini yalnızca bilimsel araştırmalarla sınırlamadılar. 1864&#8242;te Marks, Uluslararası İşçi Birliğini kurdu ve bu kuruluşa bir on yıl boyunca önderlik etti. Engels de bu çalışmalarda aktif bir görev aldı. Marks&#8217;ın fikirlerine uygun olarak, bütün ülkelerin proletaryasını birleştiren Uluslararası Birliğin çalışması, işçi sınıfı hareketinin gelişmesi içinde son derece önemli bir yer tutmaktadır. Ama, Uluslararası Birliğin yetmişlerde kapatılması bile, Marks ve Engels&#8217;in birleştirici rollerini aksatmadı. Tersine, denilebilir ki, işçi sınıfının manevi önderleri olarak, önemleri, hareketin kendisinin de kesintisiz büyümesi nedeniyle, sürekli olarak arttı. Marks&#8217;ın ölümünden sonra Engels, Avrupa sosyalistlerinin danışmanı ve önderi olmayı tek başına sürdürdü. Onun öğüt ve direktifleri, aynı ölçüde, hükümetin zulmüne karşın, hem güçleri hızla ve durmadan büyüyen Alman sosyalistleri tarafından, hem de ilk adımlarını iyi düşünmek ve tartmak zorunda olan İspanyol, Romanyalı ve Ruslar gibi geri kalmış ülkelerin temsilcileri tarafından tutuluyordu. Bunların hepsi, yaşlı döneminde, Engels&#8217;in zengin bilgi ve deneyim hazinesinden yararlanıyorlardı.</p>
<p style="text-align:justify;">Rusça bilen ve Rusça kitaplar okuyan Marks ve Engels, bu ülkeye canlı bir ilgi duymuşlardı, Rus devrimci hareketini sempatiyle izlemişler ve Rus devrimcileri ile ilişkiyi sürdürmüşlerdi. Her ikisi de demokrat olduktan sonra sosyalist olmuşlardı ve demokrat olarak siyasal despotluğa karşı duydukları kin son derece güçlüydü. Siyasal despotlukla ekonomik baskı arasındaki bağın derin bir teorik anlayışı ile bu dolaysız siyasal duygunun birleşmesi ve ayrıca da zengin yaşam deneyimleri, Marks ve Engels&#8217;e, müstesna bir siyasal duyarlılık kazandırmıştı. İşte bunun içindir ki, bir avuç Rus devrimcisinin zorlu çar yönetimine karşı kahramanca savaşımı, bu iki güngörmüş devrimcinin kalbinde en sempatik yankısını bulmuştu. Öte yandan, aldatmaca ekonomik yararlar uğruna, Rus sosyalistlerinin en acil ve en önemli görevinden, yani siyasal özgürlüğün kazanılması görevinden yüz çevirme eğilimi, doğal olarak onlarca kuşkuyla karşılandı, hatta bu, toplumsal devrimin büyük davasına doğrudan bir ihanet olarak değerlendirildi. &#8220;İşçilerin kurtuluşu, işçi sınıfının kendi işi olmalıdır&#8221; [10*] — Marks ve Engels durup dinlenmeden bunu öğrettiler. Ama iktisadi kurtuluş uğruna dövüşmek için proletarya, belli siyasal haklar kazanmak zorundadır. Ayrıca Marks ve Engels, Rusya&#8217;daki bir siyasal devrimin, aynı zamanda Batı Avrupa işçi sınıfı için de çok büyük önemi olacağını açıklıkla görmüşlerdi. Mutlakiyetçi Rusya, her zaman, genel olarak Avrupa gericiliğinin bir kalesi olmuştur. Almanya ve Fransa arasında uzun bir süre için anlaşmazlık tohumları eken 1870 savaşının bir sonucu olarak, Rusya&#8217;nın yararlandığı olağanüstü elverişlilikteki uluslararası durum, kuşku yok ki, yalnızca gerici bir güç olarak mutlakiyetçi Rusya&#8217;nın önemini artırmış oldu. Ancak özgür bir Rusya, ne Polonyalıları, Finlileri, Almanları, Ermenileri ya da öteki küçük uluslardan birini ezme, ne de durmadan Fransa ve Almanya&#8217;yı birbirlerine düşürme gereğini duymayan bir Rusya, modern Avrupa&#8217;nın savaş yükünden kurtulmasını, özgürce nefes almasını sağlayacak, Avrupa&#8217;daki bütün gerici unsurları zayıflatacak ve Avrupa işçi sınıfını güçlendirecektir. İşte bu yüzden Engels, Rusya&#8217;da siyasal özgürlüklerin yerleşmesini, Batıda da işçi sınıfı hareketlerinin ilerlemesi için, gönülden istemişti. Onun kişiliğinde Rus devrimcileri en iyi dostlarını yitirmiş oldu.</p>
<p style="text-align:justify;">Her zaman, Friedrich Engels&#8217;in, proletaryanın büyük savaşçısının ve öğretmeninin anısını analım!</p>
<p style="text-align:justify;">1895 Sonbaharı</p>
<h2>Marks-Engels Mektuplaşmaları</h2>
<p style="text-align:justify;">Bilimsel sosyalizmin, ünlü kurucularının mektuplaşmalarının çoktan vaadedilen basımı, ensonu yayınlanmış bulunuyor. Bunun yayınlanmasını, Engels, Bebel&#8217;e vasiyet etmişti, Bebel de, ölümünden kısa bir süre önce, basıma hazırlama işinin, kendi payına düşen kısmını tamamlamayı başardı.</p>
<p style="text-align:justify;">Birkaç hafta önce, Dietz, Stuttgart, tarafından yayınlanan Marks-Engels mektuplaşması, dört büyük ciltten oluşmuştur. Bunlar, Marks ve Engels&#8217;in 1844&#8242;ten 1883&#8242;e kadar geniş bir dönemi kapsayan, 1. 386 mektubunun tümünü içeriyor.</p>
<p style="text-align:justify;">Editörlük işi, yani, çeşitli dönemlerdeki mektuplaşmalara önsözler yazılması, Edvard Bernstein tarafından yapılmıştır. Bekleneceği gibi, bu iş, hem teknik hem de ideolojik açıdan doyurucu olmamıştır. Bernstein, aşırı oportünist görüşler doğrultusundaki ünlü &#8220;evriminden&#8221; sonra, baştanbaşa devrimci ruhla dolu mektupları baskıya hazırlama işine asla girişmemeliydi. Bernstein&#8217;in önsözleri, kısmen anlamsız, kısmen de, tamamen yanlıştır —örneğin, Lassalle ve Schweitzer&#8217;in Marks ve Engels tarafından sergilenen, oportünist yanlışlarının kesin, açık ve kısa anlatımı yerine, şu tip seçmeci tümcelere ve sataşmalara rastlıyoruz: &#8220;<em>Marks ve Engels, Lassalle&#8217;a karşı çıkmakta her zaman haklı değillerdi</em>&#8221; (cilt III, s. XVIII) ya da taktiklerinde, Liebknecht&#8217;e değil, Schweitzer&#8217;e &#8220;çok yakınlardı&#8221; (cilt IV, s. X.) Bu saldırıların, oportünizmi gizlemek ve süslemekten başka bir amacı yoktur. Ne yazık ki, Marks&#8217;ın, çoğu muhalifleriyle yaptığı ideolojik savaşıma karşı takınılan bu seçmeci tutum, bugünkü Alman sosyal-demokratları arasında giderek yaygınlaşmaktadır.</p>
<p style="text-align:justify;">Teknik açıdan, dizin yetersizdir — bütün ciltler için bir tane dizin var (örneğin Kautsky ve Stirling, atlanılmış); tek tek mektupların notları son derece eksik ve Sorge&#8217;da ve başkalarında olduğu gibi, ait oldukları mektuplara yakın konacakları yerde, editörün önsözleri içinde kaybolmuşlar.</p>
<p style="text-align:justify;">Yayının fiyatı gereğinden çok fazla — dört cilt için 20 ruble kadar tutuyor. Kuşkusuz, mektuplaşmanın tamamı, daha az lüks bir basım halinde ve daha elverişli bir fiyatla yayınlanabilirdi ve yayınlanmalıydı, buna ek olarak, işçiler arasında daha geniş ölçüde dağıtılabilmesi için ilke açısından en önemli olan paragraflar seçilip ayrıca yayınlanabilirdi ve yayınlanmalıydı.</p>
<p style="text-align:justify;">Basımın, bütün bu kusurları, doğal ki mektuplaşmanın incelenmesinde zorluk yaratacak. Bu da üzülünecek bir şey, çünkü onun bilimsel ve siyasal değeri çok büyüktür. Burada, Marks ve Engels, okurun önünde, bütün büyüklükleriyle apaçık canlanmakla kalmıyorlar, ayrıca, marksizmin son derece zengin teorik içeriği, kusursuz bir biçimde sergileniyor, çünkü, Marks ve Engels, mektuplarında öğretilerinin en çeşitli yönlerine tekrar tekrar dönüyorlar, (eski görüşlere göre) en yeni, en önemli ve en zor görüşleri —bazan tartışarak ve çekişerek— vurguluyor ve açıklıyorlar.</p>
<p style="text-align:justify;">Burada —en önemli dönemeçlerdeki durumuyla ve en yaşamsal noktalarıyla— bütün dünyadaki işçi sınıfı hareketi tarihinin çarpıcı canlı bir görünümü, okurun gözleri önüne seriliyor. Daha da değerli olanı, işçi sınıfı siyasetinin tarihidir. Marks ve Engels, en farklı durumlarda, Eski ve Yeni Dünyanın çeşitli ülkelerinde ve değişik tarihsel anlarda, işçi sınıfının siyasal görevlerinin sunulmasının en önemli ilkelerini tartışıyorlar. Ve mektuplaşmanın kapsadığı dönem, işçi sınıfının burjuva demokrasisinden ayrıldığı, bağımsız bir işçi sınıfı hareketinin doğduğu, proletarya taktiklerinin ve siyasetinin temel ilkelerinin tanımlandığı bir dönemdir. Günümüzde çeşitli ülkelerdeki işçi sınıfı hareketinin, burjuvazinin durgunluğu ve çürümesi sonunda, günün bayağılıklarına dalan işçi liderlerinin uğraşması sonunda vb., oportünizmden neler çektiğini, gözlemleme fırsatını buldukça, oportünizme ve devrimci lafazanlığa en ufak bir ödün vermeden, proletaryanın, değişiklik getirmekteki temel amaçlarını en derin bir kavrayışla ortaya seren ve bu devrimci amaçlar açısından, o andaki görevlerin ve taktiklerin az rastlanır bir bükülgenlikte tanımını veren mektuplaşmanın içerdiği malzemenin zenginliği daha değerli hale gelmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;">Eğer bütün mektuplaşmanın odak noktasını, açıklanan ve tartışılan fikirlerin tümünün yöneldiği merkezi noktayı bir tek sözcükle tanımlamaya kalkarsak — bu sözcük, diyalektik olacaktır. Materyalist diyalektiğin, ekonomi politiğe ta temelden yeniden biçim verilmesine uygulanması, tarihe, doğal bilime, felsefeye ve işçi sınıfının siyasetine ve taktiklerine uygulanması —işte Marks ve Engels&#8217;i en çok ilgilendiren şey, en özlü ve yeni katkılarını yaptıkları nokta ve devrimci düşünce tarihine getirdikleri ustaca ilerlemeyi oluşturan şey budur.</p>
<p style="text-align:justify;">***</p>
<p style="text-align:justify;">Aşağıdaki açıklamada, mektuplaşmayı genel olarak gözden geçirdikten sonra, mektupların içeriklerinin ayrıntılı açıklamasını verdiğimizi iddia etmeden, Marks ve Engels&#8217;in ilginç sözlerinin ve tezlerinin bir özetini vermek istiyoruz.</p>
<h3 style="text-align:justify;">1. Genel Gözden Geçirme</h3>
<p style="text-align:justify;">Mektuplaşma, 1844&#8242;te 24 yaşındaki Engels&#8217;in Marks&#8217;a yazdığı mektuplarla başlıyor. Almanya&#8217;nın o zamanki durumu, çarpıcı bir canlılıkla ortaya konmuş. İlk mektup, 1844 Eylül sonu tarihini taşıyor ve Engels&#8217;in doğduğu ve ailesinin yaşadığı Barmen&#8217;den postalanmış. O zamanlar, Engels 24 yaşında bile değildi. Aile yaşamından sıkılıyor ve uzaklaşmak istiyordu. Babası, oğlunun durmadan siyasal toplantılarda dolaşmasına ve komünist inançlarına pek öfkelenen bir despot, sofu bir fabrikatördü. Engels, çok sevdiği annesi olmasa, ayrılmadan önceki birkaç günü bile evde geçirmeyeceğini yazıyordu. &#8220;<em>Asla inanamazsın</em>&#8221; diye Marks&#8217;a yakınıyordu, &#8220;<em>aile, ayrılışıma karşı ne de basit nedenler, ne de batıl korkular öne sürüyor.</em>&#8220;</p>
<p style="text-align:justify;">Daha Barmen&#8217;de iken —bir aşk sorunu yüzünden, burada biraz daha alıkonulmuştu— babasının önerisini kabul etti ve iki hafta kadar fabrikanın yazıhanesinde çalıştı (babası fabrikatördü). Marks&#8217;a şöyle yazıyordu: &#8220;<em>Pazarlık etmek çok korkunç, Barmen çok korkunç, zamanı böyle harcamaları çok korkunç ve her şeyin ötesinde, yalnızca bir burjuva olarak değil, proletaryaya aktif olarak karşı koyan bir burjuva, bir fabrikatör olarak kalmak çok korkunç.</em>&#8221; Engels, işçi sınıfının durumu üzerine yazdığı kitapta (bu kitap, bildiğimiz gibi, 1845&#8242;te çıktı ve dünya sosyalist yazınının en iyi kitaplarindan biridir) kendini avuttuğunu söyleyerek devam ediyor. &#8220;<em>Ve belki de, insan, yazı yazmadığı sürece, komünist olduğu halde, dış durumu açısından bir burjuva, pazarlıkçı bir canavar olarak kalabilir, ama geniş komünist propaganda yürütmek ve aynı zamanda pazarlıkla ve sanayi ile uğraşmak yürümez. Yeter. Paskalyada burayı bırakıyorum. Bir de buna, tam hıristiyan-Prusyalı bir ailenin, uyuşuk yaşantısını ekle — artık dayanamayacağım; sonunda bir Alman darkafalısına dönüşüp, komünizmin içine darkafalılığı sokabilirim.</em>&#8221; İşte genç Engels bunları yazıyordu. 1848 Devriminden sonra, yaşamın gereksinimleri onu babasının bürosuna dönmek ve uzun yıllar boyunca bir &#8220;pazarlıkçı canavar&#8221; olmak zorunda bıraktı. Ama, o, sağlam durmayı ve kendine hıristiyan-Prusyalı çevreler değil, ama tümüyle farklı yoldaşça çevreler sağlamayı ve yaşamının sonuna kadar &#8220;komünizmin içine darkafalılığın sokulmasının&#8221; amansız bir düşmanı kalmayı bildi.</p>
<p style="text-align:justify;">1844&#8242;te Alman eyaletlerindeki toplumsal yaşantı, 20. yüzyılın başlarında, 1905 devriminden önceki Rus toplumsal yaşantısına benziyordu. Siyasal yaşam için, genel bir zorlama, hükümete karşı kaynayan genel bir öfke vardı; rahipler, tanrıtanımazlıklarından ötürü gençliğe ateş püskürüyor; burjuva ailelerde, çocuklar, &#8220;<em>hizmetçilere ve işçilere aristokratça davranıyorlar</em>&#8221; diye, ana babalarıyla tartışıyorlardı.</p>
<p style="text-align:justify;">Genel muhalefet havası, herkesin kendini komünist ilân etmesi biçiminde yansıdı. Engels, Marks&#8217;a, &#8220;<em>Barmen&#8217;deki polis komiseri, komünisttir</em>&#8221; diye yazıyordu. Köln&#8217;de, Düsseldorf&#8217;ta, Elberfeld&#8217;de iken — ne yana dönse, komünistlere rastlıyordu! &#8220;<em>Seel adında &#8230; ateşli bir komünist karikatürist iki ay içinde Paris&#8217;e gelecek. Ona senin adresini vereceğim; heyecanlı yaradılışı ve müzik sevgisinden dolayı onu pek seveceksin, ayrıca bir karikatürist olarak çok yararlı olabilir.</em>&#8220;</p>
<p style="text-align:justify;"><em>&#8220;Burada, Elberfeld&#8217;de mucizeler oluyor. Dün [22 Şubat 1845'te yazılmıştır] kentin en büyük salonunda ve en iyi lokantasında, üçüncü komünist toplantımızı yaptık, ilk toplantıya 40, ikincisine 130, üçüncüye ise en az 200 kişi katıldı. Paralı aristokrasiden küçük dükkän sahiplerine kadar, bütün Elberferd ve Barmen, proletarya dışında herkes, toplantılar da temsil edildi.</em>&#8220;</p>
<p style="text-align:justify;">İşte Engels, harfi harfine bunları yazıyordu. O zamanlar Almanya&#8217;da herkes komünistti, proletarya hariç. Komünizm, herkesin ve başta burjuvazinin muhalefet duygularını yansıtma biçimiydi. &#8220;<em>Dünyada hiç bir şeyle ilgilenmeyen, en aptal, en tembel ve en darkafalı insanlar, komünizm konusunda âdeta heyecan duyuyorlar.</em>&#8221; O zaman, komünizmin baş vaizleri, bizim narodnikler, &#8220;sosyalist-devrimciler&#8221;, &#8220;halkçı sosyalistler&#8221; ve başkalari tipinde adamlardı, yani hükümete karşı kimi daha çok, kimi daha az öfke duyan, iyi niyetli burjuvalar. Ve bu koşullar altında Engels, sayısız sahte sosyalist eğilimler ve gruplar arasında ateşli devrimciler ama kötü komünistler olan, bir yığın iyi niyetli insanla ilişkileri koparmaktan çekinmeden, onu proletarya sosyalizmine ulaştıracak yolu bulabildi.</p>
<p style="text-align:justify;">1846&#8242;da Engels Paris&#8217;te idi. O zamanlar Paris, siyasetle ve değişik sosyalist teorilerin tartışmalarıyla kaynıyordu. Engels, hevesle, sosyalizmi inceledi. Cabet, Louis-Blanc ve diğer önde gelen sosyalistlerle tanıştı ve bir dergi yönetim yerinden ötekine, bir çevreden ötekine koştu durdu.</p>
<p style="text-align:justify;">Esas olarak, o zamanın en önemli ve en yaygın sosyalist teorisi prudonculukla ilgileniyordu. Ve, Proudhon&#8217;un Sefaletin Felsefesi adlı yapıtının yayınlanmasından (Ekim 1846; Marks&#8217;ın ünlü yanıtı, Felsefenin Sefaleti 1847&#8242;te çıktı) bile önce, Engels, acımasız bir alay ve görülmemiş bir derinlikle, o zamanlar özellikle Alman sosyalist Grün tarafından savunulan, Proudhon&#8217;un temel görüşlerini eleştirdi. Kusursuz İngilizcesi (Marks İngilizceyi çok sonraları ögrenmiştir) ve İngiliz yazını hakkındaki bilgisi, Engels&#8217;in, hemen (16 Eylül 1846 tarihli mektup) İngiltere&#8217;deki ünlü prudoncu &#8220;İşçi Pazarlarının&#8221; iflası örneğini belirtmesini olanaklı kıldı. Engels öfkeyle, Proudhon, sosyalizmi gözden düşürüyor diye ilân etmektedir — Proudhon&#8217;un ortaya koyduğuna göre, işçilerin sermayeden hisse satın almaları gerek.</p>
<p style="text-align:justify;">26 yaşındaki Engels, &#8220;gerçek sosyalizmi&#8221; tamamen ortadan kaldırıyor. Komünist Manifesto&#8217;dan çok önce, 23 Ekim 1846 tarihli mektubunda, bu deyime rastlıyoruz ve Grün&#8217;den bunun baş savunucusu olarak sözediliyor. &#8220;Anti-proleter, küçük-burjuva, darkafalı&#8221; bir öğreti, &#8220;salt gevezelik&#8221;, her çeşit,&#8221;insansever&#8221; emeller, &#8220;&#8216;kaba&#8217; komünizme karşı boş korkular&#8221; (LöffelKommunismus, sözcük anlamıyla &#8220;kaşık komünizmi&#8221;, &#8220;mide komünizmi&#8221;), insanlığa &#8220;mutluluk getirmek için barışçı planlar&#8221; — bunlar, Engels&#8217;in kullandığı ve Marks-öncesi sosyalizmin bütün türleri için geçerli olan sıfatlardır.</p>
<p style="text-align:justify;">Engels şöyle yazıyor: &#8220;<em>Proudhon&#8217;un birlik planı, üç gece tartışıldı. Önce, Grün başlarında olmak üzere, bütün klık bana karşıydı. &#8230; Esas konu, zor yoluyla devrimin gerekli olduğunu kanıtlamaktı.</em>&#8221; (23 Ekim 1846) Yazdığına göre Engels, sonunda çok öfkelendi, muhaliflerini öyle sıkıştırdı ki, bunlar açıkça komünizme saldırmak zorunda kaldılar. Komünist olup olmadıkları konusunda oylama yapılmasını istedi. Bu grüncüler arasında büyük bir kızgınlığa yolaçtı, &#8220;<em>İnsanlığın iyiliğini</em>&#8221; tartışmak için biraraya geldiklerini, komünizmin gerçekte ne olduğunu bilmeleri gerektiğini öne sürmeye başladılar. Engels, hiç bir kaçamağa fırsat vermemek için, onlara son derece basit bir tanım verdi. Engels, &#8220;<em>bu yüzden komünistlerin amaçlarını şöyle tanımladım</em>&#8220;, diye yazıyor, &#8220;<em>(l) burjuvazinin çıkarlarına karşı proletaryanın çıkarlarını gerçekleştirmek; (2) bunun için özel mülkiyeti kaldırmak ve yerine malların ortaklığını getirmek; (3) bu amaçları gerçekleştirmek için zor yoluyla demokratik bir devrimden başka araç kabul etmemek</em>.&#8221; (1848 devriminden bir-buçuk yıl önce yazılmıştır.)</p>
<p style="text-align:justify;">Tartışma, toplantıda, iki grüncünün oyuna karşı onüç oyla Engels&#8217;in tanımının kabul edilmesiyle sona erdi. Bu toplantılara, yirmi kadar marangoz ustası da katılıyordu. Böylece, Alman Sosyal-Demokrat İşçi Partisinin temelleri, altmışyedi yıl önce Paris&#8217;te atılmış oldu.</p>
<p style="text-align:justify;">Bir yıl sonra, 23 Kasım 1847 tarihli mektubunda, Engels, Marks&#8217;a, Komünist Manifesto&#8217;nun bir taslağını hazırladığını bildiriyor ve bu arada, başta önerilen soru-yanıt yöntemine karşı olduğunu açıklıyordu. Engels, &#8220;<em>şöyle başlıyorum: Komünizm Nedir? Ondan sonra, doğrudan doğruya proletaryaya onun doğuşunun tarihine, eski emekçilerle arasındaki farka, proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişkinin gelişmesine, bunalımlara, sonuçlarına geçiyorum. &#8230; Sonunda, Komünistlerin Parti siyasetine.</em>&#8221; diye yazıyor.</p>
<p style="text-align:justify;">Engels&#8217;in bütün dünyayı dolaşmış olan ve bugün de bütün temel noktalarıyla doğru ve sanki dün yazılmışcasına gerçek ve güncel olan bir yapıtının ilk taslağı üzerine yazdığı bu tarihsel mektup, Marks ve Engels&#8217;in adlarının, modern sosyalizmin kurucusu olarak yanyana geçmesinin ne kadar haklı olduğunu açıkça kanıtlar.</p>
<p style="text-align:justify;">1913 sonunda yazılmıştır.</p>
<p style="text-align:justify;">Dipnotlar</p>
<p style="text-align:justify;">[1*] Bu satırlar, Dobrolibov&#8217;un Anısına, Nikolay Nekrasov&#8217;un bir şiirinden alınmıştır. -Ed.<br />
[2*] Marks ve Engels, entelektüel gelişmelerinde büyük Alman filozoflarına, özellikle de Hegel&#8217;e çok şey borçlu olduklarını sık sık belirtmişlerdir. &#8220;Alman felsefesi olmasaydı&#8221; diyor Engels, &#8220;bilimsel sosyalizm hiç bir zaman kurulamazdı&#8221;.[Friedrick Engels Almanya'da Demokratik Devrim, "Köylüler Savaşı", Önsöz, Sol Yayınları, s. 30. -Ed.]<br />
[3*] Engels&#8217;in &#8220;Bir Ekonomi Politik Eleştirisi Denemesi&#8221; (Karl Marks, 1844 Elyazmaları, Sol Yayınları, Ankara 1976, s. 397-433). -Ed.<br />
[4*] Bu, hayranlık verici ölçde zengin ve öğretici bir kitaptır [Friedrich Engels, Anti-Dühring, Sol Yayınları, Ankara 1975. -Ed.]. Ne yazık ki, ancak küçük bir bölümü, sosyalizmin gelişmesinin tarihsel anahatlarını içeren bir bölümü, Rusçaya çevrilmiş bulunmaktadir. [Friedrich Engels, Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm, Anti-Dühring'in üç bölümüne dayanılarak hazırlanmıştır. Ed.].<br />
[5*] Friedrich Engels, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, Sol Yayınları, Ankara 1976.-Ed.<br />
[6*] Friedrich Engels, Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu, Sol Yayınları, Ankara 1976. -Ed.<br />
[7*] Engels&#8217;in &#8220;Konut Sorunu&#8221; adlı makalesi (Marks and Engels, Selected Works, vol. 1, s. 546-635). -Ed.<br />
[8*] Engels&#8217;in &#8220;Rusya&#8217;da Toplumsal İlişkiler Üzerine&#8221; adlı makalesi ve ona düştüğü not, Friedrich Engels on Russia adıyla, Cenevre&#8217;de, 1894&#8242;te yayınlanmıştır. -Ed.<br />
[9*] F-ngels&#8217;in J.F. Becker&#8217;e 15 Ekim 1884 tarihli mektubu. -Ed.<br />
[10*] K. Marks, Uluslararası İşçi Birliğinin Genel Tüzüğü, ve F. Engels, Komünist Parti Manifestosu &#8220;1890 Almanca Baskısına Önsöz&#8221; (Marks-Engels, Seçme Yapıtlar, c. 1, s. 126). (Fransızca çeviride: &#8220;Proletaryanın kurtuluşu, proletaryanın kendi eseri olmalıdır.&#8221;) -Ed.</p>
<p style="text-align:justify;">Kaynak: <a href="http://www.kurtuluscephesi.com/lenin/engelstr.html" target="_blank">Kurtuluş Cephesi</a><br />
İlk kez 1896&#8242;da Rabotnik No° 1-2&#8242;de yayınlandı.<br />
Lenin, Collected Works, Vol. 2, s: 15-27<br />
Eriş Yayınları tarafından düzenlenmiştir.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gununtarihi.wordpress.com/8837/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gununtarihi.wordpress.com/8837/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gununtarihi.wordpress.com/8837/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gununtarihi.wordpress.com/8837/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/gununtarihi.wordpress.com/8837/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/gununtarihi.wordpress.com/8837/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/gununtarihi.wordpress.com/8837/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/gununtarihi.wordpress.com/8837/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gununtarihi.wordpress.com/8837/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gununtarihi.wordpress.com/8837/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gununtarihi.wordpress.com/8837/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gununtarihi.wordpress.com/8837/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gununtarihi.wordpress.com/8837/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gununtarihi.wordpress.com/8837/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gununtarihi.wordpress.com&amp;blog=5104473&amp;post=8837&amp;subd=gununtarihi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/08/04/friedrich-engels/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/dc7a6c3528f6f5389f13cf834b66224c?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/Lenin.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Lenin</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/Engels.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Engels</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Muğlalı Paşa Olayı Raporu</title>
		<link>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/07/26/muglali-pasa-olayi-raporu/</link>
		<comments>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/07/26/muglali-pasa-olayi-raporu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jul 2011 21:24:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[Temmuz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://simurgzine.com/?p=8798</guid>
		<description><![CDATA[TBMM Tahkikat Komisyonu&#8217;nun, 30 Nisan 1958 tarihli Muğlalı Paşa Olayı Raporu (Bu metin, raporun sadece ilk kısmından oluşmaktadır ve bazı yerlerde dili sadeleştirilmiştir) &#8220;Van ilinin Özalp ilçesinden 32 vatandaşın sorgusuz ve savunmasız öldürülmeleri olayında rolü olanların suç derecelerini saptamak ve suçların niteliklerine göre zaman aşımı olup olmadığını anlamak için Yüksek Meclisin 15 Ağustos 1956 tarih [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gununtarihi.wordpress.com&amp;blog=5104473&amp;post=8798&amp;subd=gununtarihi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3 style="text-align:justify;">TBMM Tahkikat Komisyonu&#8217;nun, 30 Nisan 1958 tarihli Muğlalı Paşa Olayı Raporu</h3>
<p style="text-align:justify;">(Bu metin, raporun sadece ilk kısmından oluşmaktadır ve bazı yerlerde dili sadeleştirilmiştir)</p>
<p style="text-align:justify;"><a href="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/33-kursun.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-8799" title="33-kursun" src="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/33-kursun-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a>&#8220;Van ilinin Özalp ilçesinden 32 vatandaşın sorgusuz ve savunmasız öldürülmeleri olayında rolü olanların suç derecelerini saptamak ve suçların niteliklerine göre zaman aşımı olup olmadığını anlamak için Yüksek Meclisin 15 Ağustos 1956 tarih ve 2027 numaralı kararıyla Anayasa ve Adliye komisyonlarından meydana getirilen karma komisyonun raporudur. Van ilinin Özalp ilçesinden 32 vatandaşın sorgusuz ve savunmasız öldürülmeleri olayında suçlu olanların suç derecelerini saptamak ve suçlarının niteliğine göre zaman aşımı olup olmadığını anlamak için yaptığımız araştırmada ulaştığımız sonucu, aşağıda, olduğu gibi sunuyoruz:</p>
<p><span id="more-8798"></span></p>
<h3 style="text-align:justify;">I. Olay</h3>
<p style="text-align:justify;">1943 senesi Temmuz ayında idari makamlar tarafından Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu&#8217;na göre göz altına alınan 33 kişi daha sonra askeri makamlara teslim edilmişlerdir. Daha sonra da içlerinden bir kadın serbest bırakılmış ve geriye kalan 32 kişi Türk-İran hududundaki Çilli gediği olarak bilinen mıntıkaya götürülerek, üzerlerine piyade tüfekleri ve hafif makinalı tüfeklerle ateş edilmek suretiyle kurşuna dizilmişlerdir. Bu 32 kişinin adları şunlardır:</p>
<p style="text-align:justify;">1. Harapsorik köyünden Hasan oğlu Cellat Uzuntaş<br />
2. Harapsorik köyünden Cellat oğlu Ahmet Uzuntaş<br />
3. Harapsorik köyünden Memi oğlu Ahmet Uyanık<br />
4. Harapsorik köyünden Mehmet oğlu Arap Ali Polat<br />
5. Harapsorik köyünden Timur oğlu Serhenk Özkaplan<br />
6. Harapsorik köyünden Hüseyin oğlu Haydar Akalın<br />
7. Harapsorik köyünden Hüseyin oğlu Ömer Akalın<br />
8. Harapsorik köyünden Timur oğlu Mehmet Özkaplan<br />
9. Harapsorik köyünden Hızır oğlu İsmail Şen<br />
10. Harapsorik köyünden Ali oğlu T atar Gök<br />
11. Harapsorik köyünden Ali oğlu Mısta Ertbaş<br />
12. Harapsorik köyünden Mihi oğlu Beşir Deniz<br />
13. Harapsorik köyünden Cellat oğlu Mustafa Uzuntaş<br />
14. Harapsorik köyünden Yusuf oğlu Aco Çelebi<br />
15. Harapsorik köyünden Aco oğlu Süco Çelebi<br />
16. Milanengiz köyünden Ahmet oğlu Salih Taşçı<br />
17. Milanengiz köyünden Sevinç oğlu ŞOkrü Taşçı<br />
18. Milanengiz köyünden Hızır oğlu Ali<br />
19. Milanengiz köyünden Ali oğlu Mehmet Taşçı<br />
20. Milanengiz köyünden Kuro oğlu Sultan Özay<br />
21. Milanengiz köyünden Osman oğlu İsa<br />
22. Milanengiz köyünden İsmail oğlu Yusuf<br />
23. Milanengiz köyünden Mehmet oğlu Haydar<br />
24. Milanengiz köyünden Muhtar Ali<br />
25. Milanengiz köyünden Ömer oğlu Seydi<br />
26. Milanengiz köyünden Yusuf oğlu Fındı<br />
27. Milanengiz köyünden Ahmet oğlu Memi<br />
28. Milanengiz köyünden İsa oğlu Paşo<br />
29. Milanengiz köyünden Bekir oğlu Kazım<br />
30. Milanengiz köyünden Bekir oğlu Ahmi<br />
31. Milanengiz köyünden Ahmet oğlu Hızır Kon<br />
32. Milanengiz köyünden Kuro oğlu ibrahim Özay</p>
<h2 style="text-align:justify;">II. Olayın Nedenleri</h2>
<p style="text-align:justify;">Olayın nedenleri komisyonumuzca şöylece saptanmış bulunmaktadır:</p>
<p style="text-align:justify;">1943 senesi öncelerinde, Türk-İran hududunda, ilk kışkırtmanın, hangi taraf uyruğundan geldiği açık olarak saptanamayan, talan ve yağma niteliğinde bazı hudut olayları cereyan etmektedir. Türk mahalli idare makamları İranlılar tarafından hudutlarımıza karşı girişilen bu olayları önleme iddiasıyla, ve mümkün oldukça misilleme yapmak amacıyla, silahları jandarma teşkilatı tarafından verilmiş bir çete kurarak bu olaylara müdahalede bir sakınca görmemişlerdir. Van valiliğinin ve o sırada İçişleri Bakanı olan Recep Peker&#8217;in de onayı ile böyle bir çete kurularak fiilen adı geçen harekat alanına sokulmuş bulunmaktadır. İçişleri Bakanlığı ciddi devlet anlayışına uygun olmayan bu görüşünü, daha sonra, sorumluluğu olmayan kişilerden meydana gelen çetelerle hudut emniyetini sağlamanın mümkün olamayacağına kanaat getirerek değiştirmiş ve çetelerin dağıtılmasını Van valiliğine emretmiştir. Zaten başlangıçta bu gibi çeteler kurulmasını tavsiye etmiş ve kuvvetli bir olasılıkla, çetelerin faaliyetlerinden çıkar elde etmiş olan Özalp Kaymakamı Hilmi Tuncel, İçişleri Bakanlığının ikinci emri valilik kanalıyla kendisine ulaştığı halde, bu emri fiilen dinlemeyerek çeteyi dağıtmamıştır. İşte İranlı bir aşiret reisi olan Mehmedi Mısto&#8217;nun Türk hudutları içerisinde önemli bir talanı gerçekleştirmesinin asıl nedeni, bu emre rağmen dağıtılmayan çetenin mevcudiyetidir. Şöyle ki: Anlaşıldığına göre İranlı çapulculara misilleme yapmak için sorumluluğu olmayan çeteler kurmak fikri şu üç kişinin kafasından çıkmış bulunmaktadır: Özalp Kaymakamı Hilmi Tuncel, Özalp Jandarma Kumandanı Yüzbaşı Vasfi Bayraktar ve Hudut Tabur Kumandanı Binbaşı Şükrü Tüter. Bu üç resmi memur söz ve fiil birliği halinde çeteyi kullanmakta ve İran hudutları içerisine sokarak hayvan talan ettirmektedirler. Talan edilen hayvanların bir kısmı çeteyi meydana getiren köylülere dağıtılıyorsa da diğer bir kısmının küçük çıkar hesaplarıyla bu üç çete idarecisinin tasarrufuna bağlı tutulduğu araştırmayla saptanmış bulunmaktadır. &#8216;Bu üç kişiden askeri kuvvetlere kumanda eylemekte olan Şükrü Tüter&#8217;in çetenin bir numaralı idarecisi olduğunu gösterir pek çok belirtiler mevcuttur. Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere içişleri Bakanlığının çetelerin dağıtılmasına dair olan emrinin dinlenilmemiş olmasının nedeni küçük çıkar hesaplarıdır. Özalp&#8217;te böyle kanunsuz bir durumun varolduğundan, Van&#8217;da Vali olan Hamit Onat&#8217;ın habersiz bulunması mümkün değilse de, kendisi bunu inkarda ısrar etmiştir.</p>
<p style="text-align:justify;">İşte bu çete bir gün İran hududu içlerinde 6 km. sarkarak orada bir aşiret reisi olan Mehmedi Mısto adındaki şahsın, bir rivayete göre 400-500, başka bir rivayete göre de 1500-2000 hayvanını Türkiye&#8217;ye getiriyor. Mehmedi Mısto&#8217;nun dedeleri Türk dostu olarak tanınmış kimselerdir. Hatta bu aşiret Birinci Dünya Savaşında, o mıntıka Rus işgaline düştüğü günlerde bile kuvvetli işgal makamlarına değil, ısrarla Türkiye&#8217;ye hizmet etmiş olmakla tanınmıştlr. Mısto&#8217;nun 1943 yılında dahi Türk istihbaratına hizmet eylediği sabittir. Hayvanlarının Türk çeteleri tarafından talan edilmesinden üzüntü duyan Mehmedi Mısto özel haberci göndererek ve mektup yazarak Özalp Kaymakamının şahsında Türkiye&#8217;ye başvuruyor. Diyor ki: &#8220;gasbedilen hayvanlarımı bana iyilikle geri veriniz. Ben sizin dostunuzum. Ricamı kabul etmezseniz, ben hayvanlarımı aynı usulle geri alabilirim. Fakat bu takdirde Türk hükümetinin haysiyeti rencide olur buna sebebiyet vermeyiniz.&#8221; Mehmedi Mısto&#8217;nun bu başvurusu olumlu karşılık görmek şöyle dursun, bizim idareciler kendisiyle alay edip, &#8220;,gelip karını da koynundan alacağız&#8221; diye mektup yazıyorlar. Bunun üzerine Mısto, 6 Temmuz 1943 tarihinde Iran içındeki diğer bazı aşiretlerin de yardımını temin ederek Türk hudutlarını aşıyor ve Özalp ilçe merkezinin 1.5 km. yakınındaki otlakta otlamakta olan Özalp halkına ait 406 baş hayvanı sürüp Iran&#8217;a kaçırıyor. Olay Özalp&#8217;teki resmi makam sahiplerini telaşlandırıyor .Bunlar Mehmedi Mısto&#8217;nun Türkiye&#8217;de böyle cüretkar bir talan yapabilmesinden Türk vatandaşlarından.da yardımcılar bulduğu kanaatı ile harekete geçiyorlar. Gerek Hilmi Tuncel&#8217;in, gerekse Şükrü Tüter&#8217;in o anda çok kötü şeyler tasarlamış olmalarının delili olarak olayı fazlasıyla mübalağlandırdıklarını görüyoruz. Hilmi Tuncel, Van Valiliğine, &#8220;Özalp yakınlarına kadar Rus askerleri gelmiştir&#8221; diye hakikate aykırı şifre verirken, diğer taraftan aynı yalan rapor, Şükrü Tüter tarafından yüksek askeri makamlara ulaştırılıyor. Bu iki şahsın yüksek askeri makamları telaşlandırmak amacını güttükleri açıktır .Bu arada, Özalp&#8217;te arzuhalci Rifat isminde bir şahsın kaymakama müracaatla kendisinin bazı arazi ihtilafları sebebiyle geçinemediği Milanengiz köylerinden 40 kişiyi, Mehmedi Mısto&#8217;nun yatakları olarak ihbar eylediğini ve bir liste verdiğini görüyoruz. Kaymakam bu listeyi Vali Hamit Onat&#8217;a bildirerek 40 kişinin tutuklanması için. izin istiyor. Valinin de onayı ile 40 kişi Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu&#8217;nun ilgili hükmüne göre gözaltına alınıyor. Bu 40 kişi tutuklama istemi ile Özalp Sulh Mahkemesine sevkediliyorlarsa da mahkeme, 21. 7 .1943 tarihinde içlerinden yalnız beş kişiyi tutuklayarak Van Cumhuriyet Savcılığına gönderiyor. Geri kalan 35 kişi, haklarında tutuklamaya dahi yeter delil bulunmadığından, serbest bırakılıyorlar .</p>
<p style="text-align:justify;">Mahallinde durum bu merkezdeyken, Van&#8217;da hudut emniyeti kalmadığı ve Rus askerlerinin hudutlarımıza tecavüz eylediği teraneleriyle telaşa verilen yüksek makamlar da olay ile pek doğal olarak ilgileniyorlar. Valilik İçişleri Bakanlığını ve Şükrü Tüter&#8217;in amiri olan Rasum Saltuk&#8217;la Erzurum&#8217;daki üçüncü Ordu Müfettişliğini tahrik ediyorlar. Bunun üzerine Genel Kurmay vaziyeti incelemesi için Ordu Müfettişi Mustafa Muğlalı&#8217;ya talimat verirken İçişleri Bakanlığı da Birinci Genel Müfettiş ile Jandarma Genel Kumandanını aynı iş için Van&#8217;a gönderiyor.</p>
<p style="text-align:justify;">Mustafa Muğlalı 24 Temmuz 1943 günü Van&#8217;a ulaşıyor. 24 Temmuz&#8217;u 25 Temmuz&#8217;a bağlayan gece Van Valisi Hamit Onat&#8217;ın evinde, Mustafa Muğlalı, Hamit Onat, Tümgeneral Cevat Yalım ve Tuğgeneral Rasim Saltuk&#8217;un da katılmalarıyla bir toplantı yapılıyor. Bu toplantıda Mustafa Muğlalı, Hamit Onat ve Rasim Saltuk&#8217;un mahkeme tarafından serbest bırakılmış olan, Mehmedi Mısto&#8217;nun uzak veya yakından akrabaları bulunan 35 kişinin öldürülmelerinde birleştikleri, tümgeneral Cevat Yalım&#8217;ın Muğlalı&#8217;ya &#8220;Paşam kanun yollarından yürümek daha uygun olur, elinizi ateşe sokmayınız&#8221; diye nasihat yollu ikazda bulunmuş olmasından anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align:justify;">Nitekim bu toplantıdan bir gün sonra, 25 Temmuz 1943 günü Vali Hamit Onat&#8217;ın Özalp Kaymakamı Hilmi Tuncel&#8217;e telefon ederek Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu&#8217;nun serbest bırakılan 35 kişiye tekrar uygulanması ile, bunların yeniden tutuklanmalarım emretmiş olması ve &#8220;yarın orgeneral Muğlalı ile birlikte Özalp&#8217;e geleceğiz, hazırlıklı olun&#8221; demiş bulunması bu korkunç kararı belirten bir belgedir. Valinin telefon emri üzerine Kaymakam Hilmi Tuncel adı geçen 35 kişiyi tutuklaması için Jandarma bölük kumandanı Vasfi Bayraktar&#8217;a emir veriyor. Köyler derhal taranmaya başlanıyor. Bu tarama sonunda köylerinde bulunamayan, iki kişiden başka biri kadın, biri 11 yaşında çocuk, biri kıtasından izinli gelmiş muvazzaf çavuş ve biri de hava değişimli er olmak üzere 33 kişi yakalanıp Özalp merkezine getiri1erek emniyet komiserliğindeki nezarethaneye konuluyorlar.</p>
<p style="text-align:justify;">Bu olaylar cereyan etmekte iken İçişleri Bakanı&#8217;nın araştırmaya memur ettiği Avni Doğan, Jandarma Genel Komutanı Rifat Nataracı ile birlikte Van&#8217;a geliyorlar. Avni Doğan, Milli Emniyetten de Özalp olayları hakkında bilgi almış durumdadır. Haklı ve doğru olan kanaatı, Özalp talanının emre rağmen dağıtılmayan çetelerin başında bulunan Kaymakam Hilmi Tuncel, Jandarma Kumandam Vasfi Bayraktar ve hudut tabur kumandanı Şükrü Tüter adlı kişilerin kötü tutumları sonucu doğduğu merkezindedir. Büyük bir olasılıkla bu üç kışiden naklen, daha 40 kişinin tutuklanmaları anından itibaren, o muhitte tutukluların öldürülecekleri söylentileri dolaşmaktadır. Öldürülecekleri söylenen kişiler ve onların yakınları karşılaştıkları her vazifeliden yardım istemektedirler.</p>
<p style="text-align:justify;">Avni Doğan sorunu Muğlalı ile görüşmek istiyorsa da, Muğlalı müfettişi hafife alıp görüşmeyi bir gün sonraya bırakıyor. Gerek Van&#8217;da ve gerekse Özalp&#8217;e geldikten sonra Muğlalı ile Avni Doğan ziyafet sofralarında karşılaşıp bu işi görüşüyorlarsa da müfettişin generali kanun yoluna getirmesi kolay olmuyor. Hatta Muğlalı&#8217;nın &#8221;Memleketin çıkarı için babamı bile asarım, Avni Doğan bu işe karışmasın, onu kırbaçlarım&#8221; vesair şekillerde acaip beyanlarda bulunduğu sabittir.</p>
<p style="text-align:justify;">Özalp&#8217;te yanındakileri dairede bırakıp tutukluları görmeye giden Avni Doğan&#8217;dan bu kişiler, &#8220;Paşam bizi kurtar&#8221; diye yardım istiyorlar. Avni Doğan&#8217;ın tutuklularla görüşmeye başladığını haber alan Vali, Kaymakam ve Hudut Tabur Kumandanı arkasından gelerek karakol önünde, kendisiyle görüşüyorlar. Müfettişin karakoldaki polis memuruna tutukluları göstererek, &#8221;bu nedir&#8221; diye sorduğu sorusuna aldığı cevap şudur: &#8221;Efendim bunlar polisce tutuklanmışlardı. Mahkeme tarafından serbest bırakılınca tekrar tutukladık. Muğ!alı Paşa bunları gördü ve askeri makamlara teslim ediniz dedi. Bu nedenle tutuyoruz.&#8221; Bu cevap üzerine, mahkemenin serbest bıraktığı kişileri tutmanın kanuni olmadığını hatırlatan Avni Doğan&#8217;a Şükrü Tüter, &#8220;Efendim, bunlar casusturlar, ordunun konuşunu düşmana bildiriyorlar, Harp Divanına verileceklerdir&#8221; diye müdahale ediyor. Bu cevap karşısında müfettiş Tüter&#8217;e &#8220;0 halde derhal teslim alınız&#8221; deyip oradan ayrılıyor.</p>
<p style="text-align:justify;">Buraya kadar verilen açıklamalardan anlaşılacağı üzere Avni Doğan&#8217;ın bu kişilerin serbest bırakılmaları yolunda Muğlalı nezdinde yaptığı girişimler de başarılı olamamış ve bizce açıklanması zor nedenlerden dolayı askeri makamlarına teslimlerine izin vermiş bulunmaktadır. Kendisi, Muğlalı&#8217;nın &#8221;bunları asacağım, keseceğim&#8221; yollu, öfkeli ve duygusal beyanlarda bulunduğunu ve fakat böylesine korkunç bir uygulamaya, yine de imkan olanak vermediğini vermediğini, Van Valisi Hamit Onat&#8217;ın ise, askeri kumandanın kararlarından kendisine bahsetmediğini komisyonumuz huzurunda savunmuş bulunmaktadır. 26 Temmuz 1943 günü böylece geçildikten sonra gerek Muğlalı ve gerekse Avni Doğan Özalp&#8217;ten ayrılıyorlar .Aynı gün olayın can alacak noktası olan şu emir Orgeneral Mustafa Muğlalı tarafından Yedinci Kolordu ve Van Mıntıka Komutanlıklarına gönderiliyor .Son derece dikkate değer olan bu emrin bir suretini öneminden dolayı aynen çıkarıyoruz.</p>
<p style="text-align:justify;padding-left:60px;">Özü: İran hududu üzerindeki; yollar ve aşiretler hakkında bilgi verecek 32 kişi</p>
<p style="text-align:justify;padding-left:60px;">Zata Mahsustur:</p>
<p style="text-align:justify;padding-left:60px;">VII. Kolordu K.</p>
<p style="text-align:justify;padding-left:60px;">Van Mıntıka Komutanlığına<br />
1. Özalp mıntıkasındaki teftişlerimde Özalp hudut mıntıkasını çok iyi tanıyan ve sık sık memleketimiz içlerinde çapulculuk yapan aşiretler hakkında çok iyi bilgi sahibi oldukları anlaşılan ilişik listede isimleri yazılı kişilerin çeşitli gruplar halinde, subay ve erlerin beraberliğinde hudut mıntıkasına götürülerek kendilerinden esaslı bilgi alınmasını ve İran hududunun gizli ve çapulcuların görünmeden gelmesine elverişli yol ve patikaların öğrenilmesini çok faydalı buluyorum. 2. Bu adamların her ne kadar görevi yerine getireceklerine söz vermelerine rağmen sözlerinden dönmeleri ve fırsat bulurlarsa kaçmaları her an olanaklı bulunduğundan müfrezelerin çok uyanık bulunmaları gereğinin müfreze komutanlığına bildirilmesini, şayet bu hale cüret edenler ve erlerin silahlarını almak amacıyla üzerlerine saldıranlar bulunduğu taktirde derhal silah kullanılmasının hiçbir zaman unutulmamasını önemle rica ederim.</p>
<p style="text-align:justify;padding-left:60px;">3.26.7 .1943 ve gezi 53 sayı ile Van Mıntıka ve bilgi için VII. Kor .K. lığına yazılmıştır.</p>
<p style="text-align:justify;padding-left:60px;">3.Ordu Müfettişi Orgeneral Mustafa Muğlalı</p>
<p style="text-align:justify;">Yazılış tarzından da anlaşılacağı gibi bu emir evvelce verilmiş topyekun öldürme karar ve sözlü emirlerinin, o zamanın alışılmış usulleri dairesinde bir doğrulanmasından ve sağlamlaştırılmasından başka bir şey değildir. Nitekim Genel Kurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesinin, 2 Mart 1952 ve 950/13 karar ve 12 Nisan 1952 tarih ve 952?4 karar sayılı ilamlarında .ayrıntılarıyla be1irtildiği ve bizim dinlediğimiz tanıkların oybirliği beyan eyledikleri üzere bu emir kati bir öldürme emridir.</p>
<h3 style="text-align:justify;">III. Öldürme Fiilinin Cereyan Şekli</h3>
<p style="text-align:justify;">Muğlalı&#8217;nın bu emri Rasim Saltuk&#8217;tan Şükrü Tüter&#8217;e ulaşırken diğer taraftan tutuklu 33 kişinin askeri makamlara teslimine dair Van Valisi Hamit Onat ve Özalp Kaymakamı Hilmi Tuncel&#8217;in sözlü emirleri de, Avni Doğan&#8217;ın da bilgisi dahilinde uygu1anmış ve Jandarma Karakol Kumandanı Gedikli Çavuş Ali Saber 30 Temmuz 1943 Cuma günü sabahleyin saat 03.30 da tutuklu 33 vatandaşı Şükrü Tüter&#8217;in taburuna teslim eylemiştir. Bu teslimden sonra 30 Temmuz 1943 Cuma günü akşamı Hudut Tabur Kumandanı Şükrü Tüter&#8217;in Özalp Kaymakamlığına yazdığı, sureti aşağıya çıkarılan tezkere sonucu belirtmektedir. İş bu sonucu doğrulayan ve evvelce hazırlanıp sonradan imzalatılan zabıt varakaları ise aynen şöyledir.</p>
<p style="text-align:justify;padding-left:60px;"><strong>Zabıt varakası</strong></p>
<p style="text-align:justify;padding-left:60px;">30. 7 .1943 Cuma günü keşif amacıyla Karatepe&#8217;den Çilli Gediği Güney sırtlarına doğru emniyet tertibatı olarak gelmesi olanak dahilinde olan Celalileri keşfe devam ediyorduk. Bu sırada 100 kadar atlı çapulcunun hududu geçerek süvarilerimizin üzerıne ateş açtıklarını gördük. Bunun üzerine süvarilerimiz de ateş açınca çapulcular geriye doğru çekilmişlerdir .Bu esnada birçok sivil kişilerin İran hududuna doğru kaçmaya başladıklarını gördük. Çapulcuların durumu ve sayı üstünlükleri karşısında düşen süvarilerimize yardım amacıyla biz de çarpışmaya katıldık. Bu anda İran hududuna doğru kaçan birçok sivil kimseler iki ateş arasında kalmışlardır. Çapulcular hudut haricine çekilip gitmişlerdir. Yarım saatten fazla devam eden bu çarpışmada 33 piyade mermisi harcanmış ancak 24 boş kovan bulunabilmiştir.</p>
<p style="text-align:justify;padding-left:60px;">1. Manga K. Durmuş Özçınar<br />
2. Manga K. Yaşar Mert<br />
6. Bl. Tk. K. Ilyas Yalçın<br />
Takorengiz Tk. K. Durmuş Özbek<br />
Onb. Mehmet Kanik<br />
2. Manga K. Mustafa Çetin<br />
Er Sinan Çelep</p>
<p style="text-align:justify;padding-left:60px;"><strong>Zabıt Varakasıdır. 30. 7.1943</strong></p>
<p style="text-align:justify;padding-left:60px;">Doğu hududumuzun Çaldıran mıntıkasında sınırlarımıza uzayan gizli giriş yollarını saptamak üzere mangamla birlikte İran çapulcularının yakın arkadaşlarından 16 kişilik bir grupla Çilli Gediği yönünde gidiyordum. Uzunca bir yürüyüşten sonra hududa yakın bir yerde hayvanlarımıza kaşanma molası vermek için yere indiğimizde hudut taşının üzerinden geçtiği Karatepe sınırlarından ani olarak üzerimize ateş açıldı. Ben askerime mevziye girmesi için emir verirken bizi pusuya düşürmek amacıyla tertip edilen bu vaziyetin karışıklığından faydalanmaya kalkışan yatak grubunun bir kısmı erler ve yedek atlar üzerine ve diğer bir kısmı da karşı tarafı kaçmağa teşebbüs ettiklerinden bunlara ateş açmak zorunda kaldım. Bu anda Nahir Dağı eteklerinde ilerleyen 200 kadar atlı çarpışmaya başladık. Elimizden kaçan bu yatak grubunun çoğu, işte bu iki ateş arasında hududun 500-600 m. kadar ilerisinde öldüğünü ve birkaçının da kaçmayı başarabildiğini kuvvetle tahmin etmekteyim. İki saat devam eden bu çarpışmada tarafımızdan hiçbir zayiat olmadığı. 81 mermi harcanarak 43 adet İran boş kovanı bulduğumuzu açıklayan iş bu zabıt varakası Takorengiz mıntıkasında düzenlenmiştir.</p>
<p style="text-align:justify;padding-left:60px;">Sv. Bl. K. V. Tğm. Necdet Bilgez<br />
Sv. Bl. I. Manga K. Efendi Yavuz<br />
Sv. Bl. II. Manga K. Ibrahlm Tank<br />
Sv. Bl. III. Manga K. Yusuf Ömer</p>
<p style="text-align:justify;">Bu tutanakların içeriğinden 32 kişinin kurşuna dizilmiş oldukları anlaşılmaktadır, 33. ncü kişi ise, bu kişiler öldürülmeye sevkedilecekleri anda Yüzbaşı Vahdet Yüzgeç&#8217;in müdahalesi üzerine, Türk askerinin kadına kurşun atmayacağı gerekçesi ile, serbest bırakılmış olan Mehmet Mısto&#8217;nun Türk uyruğundaki kızı Zühre&#8217;dir. Durum askeri hiyerarşi içinde Hudut Tabur Kumandanlığından 266. Alay Kumandanlığına ve oradan da Tümen, Kolordu Kumandanlıkları yolu ile ve ayrıca Şükrü Tüter tarafından telefonla 3. Müfettişi Mustafa Muğlalı&#8217;ya ve O&#8217;nun tarafından da şu tezkere ile Kurmay Başkanlığına bildirilmiştir.</p>
<p style="text-align:justify;padding-left:60px;">Genel Kurmay Başkanlığına</p>
<p style="text-align:justify;padding-left:60px;">1. Özalp mıntıkasındaki teftişimde Özalp mıntıkasını çok iyi tanıyan ve İran topraklarında akrabaları olup sık sık memleketimiz içinde çapulculuk yapan aşiretler hakkında çok iyi bilgi sahibi oldukları anlaşılan kişilerin çeşitli gruplar halinde hudut mıntıkasına götürülerek esaslı bilgi alınması ve İran hududunun gizli ve çapulcuların görünmeden hududumuza girmelerine elverişli yolların öğrenilmesini Ve bu mıntıkada öteden beri meydana gelen çapulculuk olaylarının önlenmesi bakımından çok faydalı buldum.</p>
<p style="text-align:justify;padding-left:60px;">2. Emir üzerine subay komutasında çeşitli gruplar halinde hudut mıntıkasına sevkedilen 32 kişi Çilli gediği mıntıkasına götürülmekteyken hududumuz dışında gruplar üzerine ani olarak açılan ateşle beraber bir kısmı korunmalarına memur edilen süvarilerin hayvanlarını almağa ve diğer bir kısmı da hududu geçerek kaçmağa teşebbüs etmişlerse de derhal silah kullanmak zorunda olan muhafızlarla, hududun dışından açılan ateş, arasında kalan ve kısmen hududun dışına çıkmayı başaran kişilerin çarpışma sonucunda firarlarına meydan verilmeden tamamen imha edildiklerinin tahmin edildiği,</p>
<p style="text-align:justify;padding-left:60px;">3. Çarpışma gruplarının birine komuta eden Subayın elinden yaralandığını ve grupların görevlerini çok iyi bir surette yaptıklarını Van Mıntıka Komutanlığının bilgilerine atfen arzederim.</p>
<p style="text-align:justify;padding-left:60px;">3.Ordu Müfettişi Orgeneral Mustafa Muğlalı</p>
<p style="text-align:justify;">Ayrıca olay, yukarıdaki tutanak kağıtlarının esası çerçevesinde Van Valiliği tarafından İçişleri Bakanlığına da bildiriliyor.</p>
<p style="text-align:justify;">Bütün bu tutanak kağıtları ve bildiriler baştan aşağı sahte ve gerçek dışıdır. Yalandır. Bu cihet Özalp olayının cereyan ettiği devirde memleketin her tarafında ve özellikle Doğu ve hudut mıntıkalarında uygulanan bütün öldürme fiillerinin aynı kilişe gerekçeye ve aynı örnek tutanak kağıtlarına dayandırılmış bulunmalarıyla, Çilli Gediği olayına katılmış ordu personelinden hiçbirinin iddia edilen silahlı çatışmaya rağmen isabet almamaları, o mıntıkanın ordumuz tarafından karış karış tanınmış olup yeni bir keşfe gerek bulunmaması ile, yaralı olarak İran&#8217;a kaçan Ibrahim Özay&#8217;ın şikayetleriyle, Teğmen Bilal Bali&#8217;nin kendi iddiasının aksine olarak elinden yaralanmadığının daha sonra anlaşılmasıyla, süvarilerimiz üzerine hücum ettikleri iddia olunun 32 kişinin öldürülme yerine elleri arkalarından bağlı olarak sevkedilmiş olmalarıyla, olay sanıklarının Genel Kurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesinin tanık ile isbatlanmış ayrıntılı ilamlarıyla, ve nihayet komisyonumuzca yapılan araştırmalarla sabittir. Bu nedenle üzerinde fazla durmuyoruz. Olayın cereyanından sonra bölgede Türk makamları tarafından 200 kişinin öldürüldüğü söylentisi dolaşmaya başlayınca bu söylentiler Hakkari Valiliği tarafından İçişleri Bakanlığına bildiriliyor .Durumu Avni Doğan&#8217;dan soran İçışleri bakanı Hilmi Uran&#8217;a Genel Müfettişin verdiği B.9.1943 tarih ve B57 sayılı şifrenin birinci ve ikinci maddelerinde sorun tutanak kağıtlarında olduğu gibi kısaca anlatıldıktan sonra üçüncü maddesinde aynen şöyle denilmektedir .</p>
<p style="text-align:justify;padding-left:60px;">3. Olayın bazı yönlerini açıklayan özel araştırmalarımın Cuma günü hareket eden posta ile doğrudan yüksek adınıza sunulduğunu arzederim.&#8221; Bu ifadeden anlaşılmaktadır ki, Avni Doğan sorunun gerçek niteliğini, İçişleri Bakanının kişiliğinde Hükümete bildirmiş bulunmaktadır. Komisyonumuz, bu gizli yazıyı İçişleri Bakanlığının ve Emniyet Genel Müdürlüğünün arşivlerinde ısrarla aramış ise de bulmak mümkün olmamıştır. Hilmi Onat böyle bir yazının gönderilmiş olduğunu inkar eylememekle beraber içeriğini hatırlamadığını ısrarla savunmuştur. Anlaşılmaktadır ki, bu rapor arşivlerden ve dosyalardan çekilip çıkarılmak suretiyle kasıtlı olarak ziyana uğratılmış olmaktadır . Komisyonumuzun vardığı sonuca ve Genel Kurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesinin çeşitli tanıklarla ispatlanmış ilamına göre öldürme olayı aynen şöyle cereyan etmiştir:</p>
<p style="text-align:justify;padding-left:60px;">Özalp Kaymakamlığından 33 kişi teslim alındıktan sonra bunların içerisinde bulunan kadın Şükrü Tüter&#8217;ce amirlerine bilgi vermeye dahi gerek görülmeden serbest bırakılmış ve diğerlerinin hududa götürülmeleri tabur subaylarından Yüzbaşı Vahdet Yüzgeç&#8217;e emredilmiştir. Vahdet Yüzgeç&#8217;in öldürmek için mahkeme ilamı araması ve bu fiili bizzat yapmaktan çekinmesi üzerine yedek Teğmen Necdet Bilgez ve Bilal Bali çağrılarak, görev Orgeneral Mustafa Muğlalı&#8217;nın emridir denilmek suretiyle, kendilerine verilmiş ve ayrıca şu tertibat alınmıştır. Çilli Gediğine hakim bir sırta bir subay komutasında bir manga asker yerleştirilmiştir .Bu manganın görevi öldürülecek kafile o bölgeye geldiğinde havaya ateş açmak suretiyle fiilin uygulanmasına başlanmasını Necdet Bilgez ve Bilal Bali&#8217;ye bildirmekten ibarettir .</p>
<p style="text-align:justify;padding-left:60px;">30 Temmuz 1943 Cuma günü sabahleyin nezarette bulunan 30 sivil ve iki asker dışarı çıkarılmış elleri arkalarına ve kişiler birbirlerine iplerle bağlanmak suretiyle adı geçen iki teğmenin komutasındaki takımın önüne; katılarak Çilli Gediği yönünde sevkedilmişlerdir .Bu sırada zaten öldürüleceklerini bilen elleri bağlanan mağdurların yalvarıp yakarmaları, feryadı figanları çok yürekler acısı bir sahnedir. Kafile Çilli Gediğine geldiğinde ikiye ayrılmış, işaret mangasının havaya ateş etmesi üzerine, iki teğmen emirlerindeki mangalara ateş emrin vermişler erler piyade tüfekleri ve hafif makinalı tüfeklerle 32 masum vatandaşı yaylım ateşi altına alarak katletmişlerdir.</p>
<p style="text-align:justify;padding-left:60px;">Bundan sonra yine şükrü Tüter&#8217;in evvelce verdiği sözlü emir gereğince mağdurların üzerleri aranıp para ve saatleri gaspedilip kişilere dağıtılmıştır . Gerek Askeri Mahkemelerin kararları gerekse bizim yaptığı araştırmalar .bu korkunç durumu aynen doğrulamakta ve bilgilerim sağlamlaştırmaktadır. Olayın şu yönünü de belirtelim ki, öldürülenlerin arkadaşları olup, vaktiyle Özalp Sulh Mahkemesi tarafından tutuklanan beş kişi, İranlı çapulculara yataklık yaptıkları veya Rus casusu oldukları hususlarında hiçbir delil elde edilmemiş olmakla Van Ağır Ceza Mahkemesinde beraat ettirilmişlerdir. Haklarında bazı deliller bulunduğu iddiasıyla tutuklanan beş kişinin beraat etmiş bulunmaları, tutuklamaya yeter belirtilerle dahi suçlanamayan 33 kişinin çok daha masum olduklarını açıkça göstermektedir . Bütün bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere Özalp olayı diye adlandırılan bu olay başından itibaren düşünülmüş tertiplenip uygulanmış, hunharca bir cinayetten başka bir şey değildir.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=6&amp;ArsivAnaID=6813" target="_blank">Savaş Karşıtları</a></p>
<h2>Meraklısına:</h2>
<ul>
<li><a href="http://simurgzine.com/?p=1724" target="_blank">Ahmed Arif :: 33 Kurşun</a></li>
<li><a href="http://www.barikat-lar.de/barikat/22/muglali.htm" target="_blank">Nevval Deniz Polat :: 33 Kurşun ve Kürtler</a></li>
<li><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Mu%C4%9Flal%C4%B1_Olay%C4%B1" target="_blank">Muğlalı Olayı (Vikipedi)</a></li>
<li><a href="http://www.belgeler.com/blg/2f44/mustafa-muglali-olayi" target="_blank">Mustafa Muğlalı Olayı</a></li>
<li><a href="http://anticopyrighttr.wordpress.com/2010/02/17/orgeneral-muglali-olayi-otuzuc-kursun-ismail-besikci/" target="_blank">Orgeneral Muğlalı Olayı &#8211; 33 Kurşun</a></li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/gununtarihi.wordpress.com/8798/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/gununtarihi.wordpress.com/8798/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/gununtarihi.wordpress.com/8798/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/gununtarihi.wordpress.com/8798/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/gununtarihi.wordpress.com/8798/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/gununtarihi.wordpress.com/8798/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/gununtarihi.wordpress.com/8798/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/gununtarihi.wordpress.com/8798/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/gununtarihi.wordpress.com/8798/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/gununtarihi.wordpress.com/8798/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/gununtarihi.wordpress.com/8798/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/gununtarihi.wordpress.com/8798/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/gununtarihi.wordpress.com/8798/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/gununtarihi.wordpress.com/8798/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=gununtarihi.wordpress.com&amp;blog=5104473&amp;post=8798&amp;subd=gununtarihi&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gununtarihi.wordpress.com/2011/07/26/muglali-pasa-olayi-raporu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/dc7a6c3528f6f5389f13cf834b66224c?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurgzine.com/wp-content/uploads/33-kursun-225x300.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">33-kursun</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
